Ormanlarımız yanıyor, yüreğimiz kanıyor, böyle olmasaydı keşke!

 Ülkemizde salgın, deprem, yangın ve sel felaketleri birbirini izlemekte… Tamda bu ortamda her kafadan bir ses çıktığı, bilgi kirliliğinin birbirini solladığı bir ortamda olay anında sıcağı sıcağına yazmanın pek bir anlamı olmayacağını düşündüğüm için yazmayı geciktirdim.

ormanlarımız yanıyor, yüreğimiz kanıyor, böyle olmasaydı keşke! Çünkü her kafadan bir ses çıktığı anda değil,  sakin bir ortamda, bundan sonrası için alınacak önlemlerin, bu felaketlerin bir daha yaşanmaması koşulunun tartışılması gerektiğine inanmaktayım.

Günümüzde orman yangınlarının % 90 kadarı insan kaynaklı olsa da iklim değişikliğine bağlı olarak artan sıcaklıkların ve kuraklıkların orman ekosistemlerindeki çalıların ve otların kurumasına sebep olmasından ötürü ufacık bir kıvılcımla tutuşarak yangınlara sebep olduğu bilinmektedir. Hatta ormana bırakılan şişe ve cam parçalarının mercek görevi görerek yangınlara sebebiyet verdiği de bilinen bir gerçektir.

Ayrıca iktidar yetkililerinin  “yanan alanları ağaçlandıracağız” söyleminin geçmişte yanan ormanların ne kadarının ağaçlandırıldığına bakılırsa gerçekçi olup olmadıkları kolayca anlaşılır.

ormanlarımız yanıyor, yüreğimiz kanıyor, böyle olmasaydı keşke! 

“Ortalık yangın yerine döndü” sözü sanki Türkiye için söylenmiş gibi… 28 Temmuzda başlayan 50 ye yakın ilimizde meydana gelen ve yaklaşık 15 gün süren orman yangınlarında Türkiye çok büyük kayıplar verdi.

İlk olarak Manavgat'ta başlayan yangın, iklim sıcakları ve poyrazın da etkisiyle hızla yayıldı ve günlerce söndürül(e)medi.

Ardından Marmaris ormanları, Alanya, Bodrum, Milas ve Köyceğiz’le birlikte neredeyse tüm tatil beldeleri tutuştu.

  • Bununla birlikte yangınlara edilen müdahalelerdeki eksiklikler ve stratejik hatalar sebebiyle yangınlar büyüdükçe büyüdü.
  • Sözüm ona ormanlardan sorumlu  “Orman Bakanı”  Bekir Pakdemirli, sanki ormanlardan sorumlu değil de mahalle bakkalı edasıyla olayları anlatarak ve sıradan basit bir yangın algısı yaratmaya çalıştı…
  • Yangın bölgesine giden Cumhurbaşkanı Rize’de sele kapılanlara yaptığı gibi, imdat bekleyen çaresiz insanlara çay dağıttı.

Hükümet sanki itfaiyenin yangın tatbikatını izler gibi alevleri seyretti. Sadece Erdoğan’ın 13 uçağı ve çeşitli bakanlıkların ayrı ayrı özel uçakları varken, Orman Bakanı özel jet kullanıyorken, Orman Bakanlığının envanterinde yangın söndürme uçağı olmaması izah edilebilir bir durum değildir.

Dolayısıyla havadan gerekli müdahale yapılamadığı için, ateş sıcağının yarattığı hava sirkülasyonu sebebiyle yangınların çoğalıp durdurulmasının önüne karadan yapılan canhıraş çaba yetmedi.

Ve yetmediğini herkes anladı da bir tek hükümet yetkilileri anlamadı ya da anlamak istemedi.

Böylece yüzbinlerce hektarlık orman alanları, köyler, yedisi insan olmak üzere sayısız canlılar yanarak can verdi…

Böyle olunca da geçmişten hafızalarımıza kazındığı üzere,  bu ülkede otel yapmak için yangın çıkarıldığına çokça tanık olunmuştur. Dahası bunların araştırılması gereklidir. Kısacası yangınların nasıl çıkarıldığı, nasıl çıktığı belli gibidir de anlaşılmayan; iki hafta süren yangınların kontrol altına alınamaması, bunun için gerekli teçhizata sahip olunmamasıdır.

İktidarın yaptığı tek iş yaraların sarılacağı, yanan konutların yenisinin yapılacağı vaatlerinin tekrarlamasıydı.

Oysaki yapılması gereken en önemli iş, önce yangını söndürmekti… Ama hükümet süreci iyi yönetemediği gibi sorumluluğu üzerlerinden atmak için sanki yangın kentlerden ormanlara sıçramışçasına suçu büyükşehir belediyelerine yıkmaya yöneldi.

Elbette belediyelerin sorumluluğu varsa hesap vermeliler ama bu ülkede Orman Bakanlığı diye bir kurum var. Bu kurumun işi hazır ormanları kesip satmak değil, başta ormanları korumaktır.

Artık herkes biliyor ki eskiden ormanları devlet korurdu, şimdi ise ormanları devletten, halk ve köylüler korumak durumunda kalmışlardır.

Orman yangınlarında her türlü ağacın, otlak alan ve yaban hayvanlarının barınma yerlerinin yok olduğu, kısaca canlı yaşamın olumsuz etkilendiği bu yerlerin sahibi değil yalnızca bir parçası olduğumuz gerçeğini bir türlü benimseyemedik.

Dahası, bizlere çocuklarımızdan emanet olan tek bir bitkinin, tek bir canlının ve tek bir ağacın bile ne sebeple olursa olsun yanması ve yakılmasına, zarar görmesine karşı çıkıyor ve yok olmakta olan alanların kurtarılması için yetkili makamları derhal göreve çağırıyoruz!

Kısaca; inancımıza, tarihimize, kültürel mirasımız olan doğamızdan ve yaşam alanlarımızdan acılar yükselirken; cümle canlıya, kurda, kuşa hep beraber sahip çıkmalıyız.

Olanlardan hiç ders alınmamışçasına 17 Ağustostan bu yana 14 gündür Dersim bölgesinde olmak üzere; Bingöl ve Bitlis bölgesindeki orman yangınlarının devam etmesi oldukça düşündürücüdür. Yetkililer ne açıklarsa açıklasın kamuoyunda uyandırdığı izlenim, yetkililerin duyarlı ve etkili çaba sarfetmediği doğrultusundadır.

You might be interested:  Baltıklar riga jurmala letonya

SONUÇ YERİNE:

Değişen iklim koşulları, doğal alanlarda yaşanan tahribatlar, vadilerin ve dere yataklarının betonlaşması yağmurun toprakta emilimini önlemekte, taşkın ve sel riskine neden olmaktadır.

Son olarak 81 kişinin can verdiği Karadeniz’de sel felaketlerinin önlenebilir risk sınıfında olmasına rağmen can ve mal kayıpları ne yazık ki ranta dayalı, doğal alanları tahrip eden, insanı ve çevreyi odak almayan uygulamaların sonucudur.

  1. İklim değişikliği ile birlikte dikkate alınmadan yapılan projelerin gelecekte daha büyük felaketlere yol açacağını bilmek lazım.
  2. Kısacası, bilimsel yöntemler kullanarak hazırlanmış, eylem planları yapılmalı ve uygulanmalıdır.
  3. *Ormanlar ile yerleşim yerleri arasında bir kaç yüz metrelik açıklıklar bırakılmalı.
  4. *Dere yatakları konutlardan arındırılmalı.
  5. *Uçak ve helikopter filosu güçlendirilmeli.
  6. *Yer ekiplerinin ve uzman teknik personeli sayısı arttırılmalı.

*Hani iktidar her fırsatta “yanan alanlara bir çivi bile çaktırmayacağız” sözü boş söylemden öte bir şey değildir. Yanan alanların imara açılacağı endişesini gidermek için ivedilikle “yanan alanlara 100 yıl süreyle ağaçlandırmanın dışında herhangi bir şekilde imar izni verilmeyeceği yasası derhal çıkarılmalıdır.

*Yanan bölgelerde yapılmak istenen ağaçlandırma çalışmalarının gelişigüzel olmadan, bilimsel çerçevede bölgenin iklimi, ağaç yapısı, ekolojik dengesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.

Ağaçlandırma çalışmasının var olan dengeye zarar vereceği öngörülmesi durumunda doğa ananın kendini yenilemesi için fırsat verilip, onarım ve bakım çalışmalarıyla doğanın kendini toparlaması, yeşillenmesi, filizlenmesi ve düzenini sağlaması için gerekli süre tanınmalıdır.

*Turizm, madencilik, HES, RES vb. tesislere kesinlikle izin verilmemeli, ormanın varlığının tek başına üstün kamu yararı sayılmalıdır.

  • *40 çapında bir çam ağacının 50 yılda yetiştiği göz önüne alındığında; Meclis’te ivedilikle ormanlarda zorunlu haller dışında en az 40 çapının altında ağaç kesimi yasaklanmalıdır.
  • Şimdi sözümüzü Ataol Behramoğlu’nun bir şiiriyle bağlayalım isterse…
  • Yangın Yerinde
  • Yaşamak bu yangın yerinde,
  • Her gün yeniden ölerek.
  • Zalimin elinde tutsak,
  • Cahile kurban olarak.
  • Yalanla kirlenmiş havada,
  • Güçlükle soluk alarak.
  • Savunmak gerçeği, çoğu kez
  • Yalnızlığını bilerek.
  • Korkağı, döneği, suskunu
  • Görüp de öfkeyle dolarak.
  • Toplanır ölü arkadaşlar,
  • Her biri bir yerden gelerek.
  • Kiminin boynunda ilmeği,
  • Kimi kanını silerek.
  • Kucaklıyor beni Metin Altıok,
  • Aldırma diyor gülerek.
  • Yaşamak görevdir yangın yerinde
  • Yaşamak insan kalarak…
  • Ataol Behramoğlu
  • Bu makale 299 kez okundu.

Yorum Yaz Yazdır

Bu Habere Yapılan Yorumlar ( 0 )

Ormanlarımız Yanıyor, Yüreğimiz Kanıyor, Böyle Olmasaydı Keşke!

ormanlarımız yanıyor, yüreğimiz kanıyor, böyle olmasaydı keşke! Ne bir gezi rotası ne de bir gez-gör listesi; bu yazı herkesin ortak üzüntüsünün bir ifadesi. UFO ile gezen bir uzaylı olmadığımızdan iki gün içerisinde güzel ülkemizin ayrı yerlerinden yükselen dumanlar, çaresizliğin acısını bir kez daha hatırlatarak içimizi yakıyor. Çünkü insanız Gülten Akın'ın şu sözleri duyarlı her insan için geçerli; “Yanlış mı belledim, insan sorumluluktur!”28 Temmuz 2021'de Antalya Manavgat'ta başlayan yangın etki alanını artırıp şehre doğru taşarken farklı illerden de kötü haberler gelmeye başladı. Bodrum, Alanya, Mersin, Adana, Kayseri, Marmaris, Kocaeli, Kütahya ve Didim'de de ardı ardına yangınlar çıktı. Çıkan yangın müdahaleler sürerken, havanın da etkisiyle binlerce canlıyı etkileyen bir felakete dönüştü. Daha dün denizlerimizin müsilajından bahsetmiş, “ah insanoğlu” demiştik ya hani, yangının da Akdeniz'de ve daha birçok yerde aynı anda çıkması üzerine düşünmeden edemiyoruz. 1937 itibariyle tutulmaya başlanan istatistiklere göre ülkemizdeki orman yangınlarının sebeplerinin çoğu kasıt veya dikkatsizliğe, yani insana dayanıyor.

İnsanların durduğu yerde duran, bin bir türlü yarar sağlayan masum ağaçlara ve ahalisi canlılara ne kastı olsun diyen iyi kalpli insanlar bir yana; “insandır hata yapar, uymuştur şeytana atmıştır bir kibrit” ya da “mangalın külünü söndürmemiştir dalgınlıktan” demek yerine herkesin canlılığın önemini kavramaya davet etmeye devam etmemiz elzem. Yazın en sıcak günlerinde iyice kuruyan ormanların insan hatası kaldıracak bir yanı kalmıyor ve en ufak bir kıvılcım büyük yangınlara sebep olabiliyor.

You might be interested:  4 mevsim yaz: Çeşme festivalleri

Ülkemizde Geçen Yıl Kaç Orman Yanmış?*

3.413 orman yangını kaydedilmiş 2020'de, bu yangınların 3.031'in de can ve mal kaybı olmadan söndürülmüş. 20.938 hektarlık alanımız da zarar görmüş.

Son 10 yıla bakıldığında daha çok yanmışız 2020'de.

Ülkemiz yüz ölçümünün %29,2'sini kaplayan ormanları gelişen medeniyetin kullanımına almışken, mevcut ormanları büyütmek yerine sulayacağımıza, yangınları söndürmek için sularken bulduk kendimizi.

Orman Yangınları Ekolojik Dengeyi Nasıl Bozuyor?

Gelecek seçimlerimiz ve eylemlerimizle şekileniyor. Ürettiklerimizle, yetiştirdiklerimizle ve kattığımız değerlerle anlam kazanıyor yaşam yolculuğumuz. Bir ormanın oluşumu ise tıpkı ortalama insan ömrü gibi en az 70-80 yılda tamamlanıyor. Ağaçlar boy atıyor, içindeki canlılar yuvalanıyor, otu, çiçeği böceği derken özgür bir habitata dönüşüyor.

Yanan bir ormanın yeniden tomurcuklanması ise bu süreyi 20-30 yıl daha geciktiriyor. Ormanda çıkan yangınla sadece ağaçlar değil, bu doğa memleketinde yaşayan her şey yok oluyor. Kaçamayan yaban hayvanları ölüyor ya da sakat kalıyor. Yaşayabilenler içinse artık beslenebilecekleri bir alan kalmıyor.

Çok acı ama geçen yıl Avusturalya'da çıkan ve 4 ay sürüp bir türlü söndürülemeyen yangında 1 milyar 250 bin hayvan ölmüş. Ve daha da acısı ölen hayvanların birçoğunun nesli de bu yangınla son bulmuş.

Bir de işin sadece dar bir coğrafyayı değil tüm dünyayı etkileyen başka bir boyutu var ki o da çağın korkulu rüyası iklim değişikliği ve kuraklık.

Ülkemiz de diğer coğrafyalar gibi gittikçe ısınıyor ve su kaynakları azalıyor.

Sadece gölgemizi ve nefesimizi kaybetmiyoruz bu yangınlarla. Kültürel ve tarihi mirasımız zedelenirken, ekonomimiz zedeleniyor. Dilimizdeki pek çok manalı sözden biri olan mal canın yongasıdır sözünü ispat eder gibi, Manavgat'ta evi ormanla birlikte yanan bir köylü kadının televizyondaki çaresiz serzenişi çalınıyor kulağıma “Böyle acı mı olur Allah'ım, hiçbir şeyim kalmadı ya!”

Biraz Daha Bilinç, Biraz Daha Dikkat, Biraz Daha Şefkat!

Orman yangını sadece bizim değil, tüm dünyanın gerçeği. Dünyada bu konuda başarılı olanları örnek alıp elimizden geleni iyileştirmeye bakmalıyız.

Piknikte mangal yakmayı adetten saymayı bırakıp, çevreyi bozmamayı değil daha iyileştirmeye hedeflendiğimiz bir tavır içinde olmalıyız. Ulusça başımız sağ olsun.

Bu felaketten gerekli dersleri çıkarıp gelecek için hazırlıklarımızı bir an önce güçlendirmemiz lazım.

Biz de elimizde bir fidanla bekliyor, kendimizce vatan savunması yapıyoruz.

*Kaynak: Orman Genel Müdürlüğü

ORMAN YANGINLARI BASIN BİLDİRİSİ

Değerli Basın Mensupları – Saygıdeğer Konuklar;

Önümüzde duran çok net bir tablo var; dünyada orman yangınları büyük afetler şeklinde görülmeye başlandı. Birçok ülke şu günlerde, aylardır devam eden orman yangınları ile boğuşmakta. Bugün iklim değişikliğinin acı reçeteleri ile karşı karşıya geldiğimizi görüyoruz.

Ülkemiz ormancıları, vatan savunması ile eş değer gördükleri ormanlarımızı, yangınlara karşı koruma, erken müdahale ve yanan orman alanlarının tekrar rehabilite edilerek orman ekosistemine kazandırılmasında canı pahasına mücadele etmekte.

İnsanlığın ortak mirası olan ormanlarımız son bir hafta içinde artan ve neredeyse bütün Ege ve Akdeniz’i içine alan yok edici büyük yangınlarla karşı karşıya.

Millî servetimiz, devraldığımız mirasımız ve gelecek kuşaklara emanetimiz olan ormanlarımızın yanıyor olmasından derin üzüntü duyuyoruz.

Beklentimiz ve temennimiz en kısa zamanda afetin son bulması, yangınların en az zararla atlatılması, ormanların ve çevre yerleşimlerin kalıcı güvenliğe kavuşmasıdır.

%88’i insan kaynaklı olan orman yangınları için bu havzada ormanlar üzerinde her zaman risk en üst düzeyde olmuştur.

Bu ve daha önceki yangınlar sürecinde meydana gelen bilgi kirliliği, ormancı meslektaşlarımız üzerinde olumsuz etkiler oluşturmuştur.

Sivil toplum örgütlerinin, kamuoyunu doğru ve sağlıklı olarak bilgilendirmesi gibi önemli bir sorumluluğu vardır. Şimdi 10 gündür başarısızmış gibi gösterilen ORMANCILIK CAMİASINA hep birlikte sahip çıkma zamanı.

Ülkemizde 1937 yılından bu yana orman yangını kayıtlarımız düzenli olarak tutulmaktadır. Türkiye, Avrupa’da orman yangınlarını takip eden (EFFIS)’le, anlık verilerini paylaşmaktadır. İstatistikleri göre Türkiye, orman yangınları konusunda en başarılı ülkedir.

Akdeniz ülkelerinde, yıllık ortalama yanan orman alanını ülkelerin toplam orman varlığına kıyasladığımızda; ülkemize göre; Portekiz’de 94 kat, İspanya’da 12 kat, Yunanistan’da 13 kat daha fazla orman alanı yanmaktadır.

You might be interested:  Sinop uçak seferleri

Şimdi oldukça popüler hesaplar ve isimler tarafından paylaşılan her yangın sonrası açıklamaktan bizim de usandığımız, meşhur 2-3 algıya yine cevap vermek gerekiyor.

YANAN YERLER İMARA AÇILIR MI?

Arkadaşlar… Ormanlarını Anayasa ile koruyan belki de tek ülkeyiz. 1956 yılında çıkarılmış orman kanunumuza göre; yanan hiçbir yer imara açılamaz, tarım ve hayvancılığa konu edilmez.

Anayasanın 169. Maddesi gereği devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.

Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

HELİKOPTER Mİ UÇAK MI?

Ülkemizin coğrafi yapısı, ormanların dağılışı, Helikopterin çevikliği, arazi koşullarına uyumu, maliyet avantajı göz önüne alınarak helikopter kullanımına karar veriliyor 1986 da. Bu strateji, 35 yıl boyunca değişik iktidarların OGM yönetimlerince uygulanmıştır.

Hala uçak mı helikopter mi tartışması içinde olduğumuzu görüyoruz. OGM helikopterlere ilave olarak zaman zaman uçak da kullanmıştır. OGM uçakların hepsinin kapasitesini ve gücünü çok iyi bilmektedir. Ancak uzun denemelerden sonra uçakların faydası yeterli görülmemiştir.

Bu gibi sebeplerden hava aracı olarak helikopterler tercih edilmiştir. Bunların su ikmalleri için, bugün sayıları 4.006 ya ulasan yangın havuzları inşa edilmiştir. Bu havuzlar helikopterlerin sorti sayısının 4-5 misli artmasını sağlamıştır.

NEDEN ÇAM DİKİLİYOR ?

Çam sadece ülkemizde değil, Dünya genelinde en çok doğal yayılış gösteren ağaç türlerinden biridir. Hatta bazı kaynaklarda kızılçam için Türk çamı bile denilmektedir.

Kızılçam milyonlarca yıldan beri yangın geçirdiğinden, yangınlar ile kendini yenileyebilme özelliği kazanmıştır. Yanan kızılçam ormanları ilk olarak fidan ile değil, tohum ile ormanlaştırılır.

Yüksek ısı ile uyanan tohumlar ilkbaharda kendiliğinden çimlenir.

Kuraklığa en dayanıklı çam türüdür, kanaatkârdır ve su istemez. Özetle kızılçam kolay yanan fakat eski haline en hızlı dönen ağaç türüdür. Yani Kızılçam bu bölgeye, bu coğrafyaya, bu yangınlara kendini adapte etmiştir.

Tüm bunlara rağmen mümkün alanlarda gelir sağlaması amacıyla meyve ağaçları dikilmeli ve dikiliyor. Mesela 5 bin 319 köyde ceviz, badem, kestane, dut, alıç, ahlat, defne, keçiboynuzu, zeytin gibi türlerden 14 milyon meyve fidanı toprakla buluşturulmuştur.

Özetle; Rahatlıkla ifade edebiliriz ki Orman Genel Müdürlüğü’nün kadrosu bahsettiğimiz tüm bu konularda yeterli bilgiye ve tecrübeye sahiptir.

Arkadaşlar… BU YANGINLAR SÖNECEK, bu Ormanlar GERİ de GELECEK. Ama bu manipülasyonları yapan onur düşmanlarının katlettiği insanlık geri gelecek mi bilinmez.

  • Kızılçama saldıranlar… Sosyal medya kurnazlıklarıyla, yalanı gerçekmiş gibi gösterenler… İntikam ve iktidar hırsı ile etraflarını kin ve nefretle yakmak isteyenler… 182 yıllık ormancılık kurumsal hafızamızı ve bilgiyi inkâr edenler… “uçak uçak” naraları atanlar… Bodrum’da 150 liraya çorba içip, yangınla boğuşan Ormancıya dil uzatanlar… hem davacı, hem hakim, hem savcı olup, “yanan yerleri turizme açmaktan” ceza kesen, sanallar…
  • Ve daha neler, neler…
  • Görevi başında fedakârca çalışan, alanında uzman ekiplerimize yapılan her türlü müdahaleyi reddediyoruz.
  • Onur kıranları, birlik beraberliği askıya almak isteyenleri ;
  • ORFAMDER, şiddetle kınıyor ve lanetliyor.

Bu zor günlerde, ORMANCILIK CAMİASININ mücadelesine gölge düşürecek hususlardan kaçınmak hepimizin sorumluluğu olmalıdır. Son yangınlarda vefat eden vatandaşlarımıza Allah tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyor, bu zor günleri güç birliği ile aşacağımıza inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *