Bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?

Çanakkale’nin üzüm bağları, şarapları, minik koyları ile, şirin mi şirin adası Bozcaada’dayız. 

“Tanrı, insanların uzun ömürlü olmaları için Bozcaada’yı yaratmış”demiş Heredot; ne diyeyim o muhteşem gün batımını görünce Heredot’a hak vermemek ne mümkün.

Bozcaada; Ege Denizi’nin kuzeyinde, Çanakkale Boğazı’nın girişinde yer alır ve Türkiye’nin en büyük üçüncü adası olarak Çanakkale’ye bağlıdır. 

Konumu itibariyle değişik bir iklime sahiptir. Yılın her mevsimi gelebileceğiniz adada kuzey rüzgarları oldukça hissedilir. Aslında Ege Denizi’nde yer alıyor olmasına rağmen Akdeniz iklimi hakimdir. Kendine has iklimi ile Bozcaada’da özellikle deniz tatili için Haziran – Ağustos aralığı idealdir. 

bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?

Sakinlik olsun şöyle kekik kokan sokaklarının tadını doyasıya çıkarayım derseniz eğer tıpkı benim gibi Mayıs ve Eylül işte o vakitlerdir, yaz aylarının o kalabalık hali küçük adanın tadını biraz kaçırıyor bana göre…

Bozcaada’ya Ulaşım

Çanakkale‘ye 60 km uzaklıktaki Bozcaada’ya ister kendi aracınızla, ister otobüsle gelin, Geyikli İskelesi‘nden kalkan arabalı feribotlara binmeniz gerekiyor. Geyikli’den Bozcaada yolculuğu yaklaşık 30-35 dakika sürüyor.

Bu hattaki seferler Gestaş tarafından işletiliyor. Yaz sezonunda iki feribot karşılıklı çalışıyor. Yazın 45 dakikada bir yapılan seferler, kışın günde üçe kadar inebiliyor. Buradaki en önemli konu ise online bilet almak. Eğer biletinizi önceden internetten almaz, nasılsa iskeleden alırım derseniz özellikle sezonda oluşan o uzun kuyruklara hazırlıklı olun.

  • Bozcaada’da Neler Yapabiliriz
  • Özellikle İstanbul’a yakınlığı sebebiyle tercih edebileceğiniz, henüz tatil planı yapamadıysanız, yaz sona ermeden, hafta sonu kaçamakları için bile şansınız varken ve bu sıcak havalarda denize, tatile merhaba demek için Bozcaada’yı düşünebilirsiniz.
  • İstanbul’dan buralara bir selam getirip ve giderken de güzel havasını beraberinizde götürmek vaktidir şimdi.
  • Peki geldik bu şirin adaya neler yapabiliriz derseniz şimdi hep birlikte biraz gezintiye çıkalım. 

✔️Feribottan iner inmez sizi karşılayan tarihi Kale’yi gezebilirsiniz. Kaleyi ziyaret etmek istiyorsanız, kale haftanın her günü 08:30 ila 19:30 saatleri arasında ziyaretçilere açık bulunuyor. Kalenin iç kısmında birçok tarihi kalıntı sergilenmekte.

Kalenin surlarından baktığınızda deniz manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz. Kale içerisinde Osmanlılar döneminden kalma iki adet cami de bulunuyor.

Tarihi yapılara meraklı iseniz, kalenin içinde bulunan tarihi amforalar (antik testiler) ilginizi çekebilir.

bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?

✔️Bozcaada; yürüyerek gezebileceğiniz, şirin sokaklarının, özellikle Rum Mahallesin de ki evlerin fotoğraflarını çekebileceğiniz bir güzellikte.

Evlerin pencerelerinden sarkan rengarenk çiçekler renkli sohbetlerin habercisi gibi sanki, kapı eşiklerinde oturmuş teyzelere selam vermek, sokakların birinden diğerine geçerken sizi o eskilerin samimi yaşanmışlıklarına götürüyor. Arnavut kaldırımlı sokaklarda gezerken adeta huzur buluyorsunuz.

  • bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?
  • bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?
  • bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?
  • bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?
  • bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?

Rum evlerinin önünde fotoğraf çektirirken hayran kalıp ‘ahh çok param olsa kesinlikle bu evi, yok yok şu evi, hayır ileride ki evi alırdım’ diye iç geçirip duruyorsunuz.

✔️Madem ki adadayız, yani dört tarafı denizlerle kaplı bir kara parçasındayız elbette ilk olarak yapılacaklar listesinin başında deniz ve güneş keyfi var…

  *İlk durak da, Bozcaada’nın en önemli ve en büyük plajı Ayazma olabilir. Burasının ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz tesisi var, hem de istediğiniz zaman dolmuşla dönebileceğiniz merkezi bir konumda. Şezlongları ve şemsiyeleri kiralamada saat sınırı yok, kalabalık olmasına rağmen herkes kendi halinde dolayısıyla huzursuz olabileceğiniz bir ortamı da yok.

  • bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?
  • bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?

  *Eğer ben daha sakin bir plajda güneşlenmek ve denize girmek istiyorum derseniz, o zaman Habbele Plajı tercihiniz olabilir. Habbele’ye varmak için Ayazma’ya gelmeden yolun başında inip 200 metre yürümeniz gerekiyor. Yalnız burada herhangi bir tesis yok, altın gibi bir kuma ve taşlık alanlara sahip olan bu plajda sakince güneşlenebilir, bol bol kitap okuyabilir ve denizde açılabilirsiniz.

  *Son olarak, Akvaryum koyu da seçenekleriniz arasında olabilir, yalnız buraya sadece belli saatlerde dolmuş kalkıyor, özel aracınız varsa sıkıntı yok tabi. Bozcaada Akvaryum Koyu, adı üstünde balıklarla yüzme fırsatı sunan akvaryum berraklığında bir koy, bu güzelliği de mutlaka görmelisiniz. 

Söylemeden geçmeyelim, bilenler duyanlar mutlaka vardır, adanın denizi evet buz gibi ama insana yeniden doğmuş, şöyle bir hafiflemiş hissettiriyor. Denizinin soğuk olmasından dolayı denizin tadını çıkartmak isteyenler için Ağustos-Eylül ideal zamanlar.

✔️Bozcaada yapılacaklar listesinin vaz geçilmezi, günbatımının eşsiz güzellikte izlenebileceği yerlerden adanın güney ucunda bulunan Polente Feneri’ne gitmek. Çok gecikmeden gitmenizde fayda var çünkü gün batımı yaklaştıkça araç kuyrukları oluşuyor, manzaraya karşı oturabileceğiniz yer bulmakta zorlanabilirsiniz. 

Eğer şahsi aracınız var ise, merkezden Polente Feneri’ne 25 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Eğer aracınız yoksa akşam üzeri saat 18:00 gibi ada merkezinden kalkanminibüsler de var. 

  • bozcaada: kahvenizi nasıl alırdınız?

Günbatımıda, yanınıza alacağınızşarap ve adanın meşhur sakızlı kurabiyesi de manzaranıza eşlik ettiğinde değmeyin keyfinize.

Yavaştan kalabalıklaşan Polente Feneri’n de yerinizi almış, şarabınızıgün batımına karşı yudumlamaya başladıktan sonra, ortamın o huzurlu haline bırakın kendinizi.

Yavaştan esen rüzgarın sesi ile denizin sesi birleşmiş, hava da artık yavaş yavaş yerini alaca karanlığa bırakmaya başlamışken unutamayacağınız bir ana tanıklık etmenin keyfi ile bol bol fotoğraf çekip anı ölümsüzleştire bilirsiniz. 

✔️Buraya kadar gelmişken şarapların nasıl yapıldığı hakkında bilgi almak ve üzüm bağlarını görmek isterseniz, şarap üreticilerinin ada merkezin de şarap satış ofisleri bulunuyor. Buralarda ki ofislerden şarap turları hakkında bilgi alabilirsiniz. 

Bu turlar ile üzüm bağlarını yerinde keşfetme, tadına bakma, şarap fabrikalarında şarap yapımı hakkında detaylı bilgileri edinme ve şarap mahzenlerini görme fırsatı elde edebilirsiniz. Eğer bu konulara meraklıysanız, genellikle yaz aylarında ve festival zamanlarında daha fazla tur yapılıyor, adaya geleceğiniz tarihleri buna göre ayarlayabilirsiniz. 

You might be interested:  Sömestr tatilinde Çocukların okuyabileceği 10 seyahat kitabı

✔️ Tarihi müzelere meraklı iseniz diğer  ziyaret edilecek yerlerden birisi de adada ki müze. Müze her yılMayıs ile Ekim ayları arasında haftanın her günüsabah 10’dan akşam 8’e kadar açık.

Bozcada’nın geçmiş tarihteki öneminin anlaşılması açısından önemli bir noktada olan müzede birçok tarihi fotoğrafları, ada ile bütünleşmiş tarihi eserleri, adada eski tarihlerde kullanılmış eşyaları ve tarihteki birçok savaştan kalan kalıntıların sergilendiği müzeyi gezebilirsiniz.

Bozcaada’da Konaklama

Bozcaada da konaklama için öyle 5 yıldızlı oteller gibi beklentiniz olmasın. Bağ evleri, butik oteller, pansiyonlar adanın dokusuna uygun olarak ön planda. Konaklama açısından en fazla otel adanın merkezin de bulunuyor.

Neredeyse adanın tüm ara sokaklarında yer alan, hepsinde de farklı konseptlerle hizmet alabileceğiniz ve bütçenize uygun, butik tarzı oteller ve pansiyonlar mevcut.

 Adahan Otel, Bozcaada Albatros Otel, Teos Otel Bozcaada, Adabahçe Pansiyon, Amaranda Ada Evibunlardanbazıları.

Değişik bir deneyim olsun bağ evinde konaklamak isterseniz şahsi aracınız olsa iyi olur, merkeze uzak olan bağ evlerinde, adanın ev yapımı şaraplarını tatmak, efsane reçelleri ile serpme kahvaltı deneyimini yaşamak bir ayrıcalıkmış, öyle diyorlar. Poyraz Bağ Evleri, Şen Bağ Evi, Güleda Bağ Evi, Asma Bağ Evleri bütçenize göre tercih edebileceklerinizden bazıları. 

*Bozcaada kamp severlere de olanak sunuyor. Bozcaada’nın güney kesiminde kalan ve Ayazma plajına kısa mesafede ki Ada Camping kamp alanı, ister karavan ile isterseniz çadır ile konaklama yapacağınız bir bölge.

Çam ağaçlarıyla kaplı kamp alanında ücretsiz araç otoparkı da mevcut.

  Nisan-Kasım ayları arasında açık olan kamp alanında, birçok yerde telefon şarj alanlarıwireless, wc, duş gibi kişisel ihtiyaçlarınızı karşılayacak alanlar da mevcut. Ayrıca, kamp alanında olup çadırda kalmak istemeyenler için üç kişilik ve iki kişilik bungalovlarda bulunuyor. 

Bozcaada’da Yeme-İçme 

Damla sakızlı ve bademli kurabiyeler, ada ile özdeşleşmiş bir tat adeta. Bu kurabiyeler hem çayınızın yanında size eşlik ediyor hem de giderken götürmeniz için iyi bir tercih oluyor. Ada da bu güzel tatlar için de uğramanız gereken tek bir yer var, ‘Çiçek Fırın’.

Fırından çıkan taze miss gibi kurabiye kokusu tüm yolları bir şekilde oraya çıkarıyor, kendinizi her gün oraya gidip fırından yeni çıkan ne varsa alırken buluyorsunuz, anında çay bahçesine uğrayıp demli bir çayın yanında tadına varıyorsunuz bu muhteşem lezzetlerin.

Sabah kahvaltısında ise adaya özgü reçelleri, zeytinleri ve kahvaltılıkları ile güne keyifli başlamak tamamen sizin damak zevkinize ve tercihinize kalmış.

Bozcaada’da gün içinde hemen hemen tüm restoranlarda lezzetli bol çeşitli zeytinyağlı yemekleri tadabilirsiniz.

Ve adanın o deniz kokulu muhteşem akşamlarına geldi sıra, ara sokaklarıyla birlikte Bozcaada sahili bir anda keyifli muhabbetlere eşlik eden meyhane akşamlarına dönüşüveriyor.

 Böyle güzel bir adaya gelmişken sipariş edin mezelerinizi, zeytinyağlılarınızı ister şarap ister rakı eşliğinde bakın keyfinize. 

Nevreste Bozcaada, Cabalı Bozcaada, Mavi Beyaz Bozcaada, Hikotakis Bozcaada bin bir çeşit Ege lezzetlerini bulacağınız adreslerden sadece bir kaçı…

Gecenin sonunda damla sakızlı türk kahvesini tatma keyfini de kaçırmayın derim.

Rengarenk, kekik kokulu sokakları, Polente’de gün batımı, tabii ki muhteşem şarapları ile Bozcaada sizleri bekliyor..

Bir sonraki keyifli tatil durağında buluşmak üzere sağlıkla ve Ege Fısıltıları ile kalın, sevgiler…

Diğer bir ada tatili için Gökçeada yazıma lütfen tıklayınız..

Kahvenizi nasıl alırdınız? | makpa.com.tr

Bundan yirmi yıl önce biri bize, “Kahvenizi nasıl alırsınız?” diye sorduğunda sütlü, sade ya da orta, şekerli, gibi cevaplarla sınırlıydık. Bugüne geldiğimizde ise, küreselleşmenin de bir getirisi olarak, kahve zincirleri yaygınlaşıyor.

Kahve pazarı her geçen gün büyürken, kahveler çeşitleniyor, yeni demleme yöntemleri devreye giriyor, Türk tüketicisi artık kahveyi daha iyi tanıyor ve kahve, sosyo-kültürel yaşamımızın vazgeçilmez parçalarından biri haline geliyor.

Bugün biri bize, “Kahvenizi nasıl alırsınız?” diye sorduğundaysa, verebileceğimiz cevaplar buradan Yemen’e yol oluyor.

Espresso, double espresso, capuccino, latte, mocha, cold brew, iced mocha, Americano, filtre kahve, yumuşak içim, sert içim; tarçınlı, damla sakızlı Türk kahvesi ve daha onlarcası… Her köşe başında artık farklı bir kahve zincirinin şubesini görmemiz ve gün içinde istediğimiz zaman aralığında, geçmişte ancak yurtdışına seyahat edersek tadabileceğimiz, o leziz kahve seçeneklerine ulaşmamız mümkün. 1970’lerde Almanya’ya işçi olarak gidenlerin, halk arasındaki deyişle Almancıların, yıllık izinlerinde ülkeye gelirken getirdikleri granül kahveyle komşuya caka satma devri çoktan kapandı. Önce granül kahve pazarı genişledi, sonra kavanozlardan tek içimlik paketlere girdi. Ardından tek içimlik paketler, tüketici beklentisi ve kişisel zevklere göre çeşitlendi. Bu arada kahve pazarı büyümeye devam etti. Bugün halen daha kahve tüketiminde Avrupa’nın oldukça gerisinde olsak da yeni nesil, kahvenin gerçek tadını aldı bir kere; bunu zamanında öngören ilk markalar 1990’lı yılların sonlarında Türkiye’ye giriş yaparak start düdüğünü çalmış oldu. Şimdi artık onlarca marka, yüzlerce kahve mekanı var. Her birinde farklı deneyimler sunuluyor, pek çoğu kendi harmanlarını paketliyor. Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, kahve pazarı 2020’ye kadar iki kat daha büyüyecek.

Kahve bugün petrolden sonra en yüksek ticaret hacmine sahip olan ürün… Dünya üzerinde her yıl yaklaşık 400 milyar, her gün ise 1,6 milyar fincan kahve tüketiliyor.

Kahve tüketiminde kişi başına 12 kg düşen Finlandiya ilk sırada yer alıyor. Onu 9.9 kg ile Norveç, 9 kg ile İzlanda izliyor. Almanya’da kişi başı tüketim yıllık 7, ABD’de ise 4 kilogram.

You might be interested:  Otel reklam ve etkili otel tanıtım

Bu kadar gelişiyor dediğimize aldanmayın, Türkiye’de kişi başı tüketim miktarı yalnızca 0.7 kg.

Bugün pazarın büyüklüğü için 500 milyon TL gibi bir rakam söyleniyor, bu büyüklüğün ise 2020’ye kadar iki katına çıkacağı öngörülüyor.

Single origin’e ilgi büyük

Türkiye'de son yıllarda kahve konusunda ciddi yol kat edildi. Yeni nesil artık gurme lezzetleri yakalamak istiyor. Espresso bazlı kahveleri farklı açılardan öğrenmeye çalışıyorlar.

Colombia, Kenya, Guatemala kahvelerinin her birinin ağızda bıraktığı tat ve kişide uyandırdığı haz, farklı. Bu durum, “single origin roasting” denilen, yani yalnızca bir yöreye ait çekirdeğin kavrulmasıyla elde edilen ürünlerden ‘espresso’lar yapılmasını arttırıyor.

Türkiye'de espresso, daha çok harman olarak sunuluyor ancak yavaş bir seyirle de olsa bu durum değişiyor.

Türkler kahveyi en çok akşam saatlerinde tüketiyor

Birkaç yıl önce gerçekleştirilen ve kahve içme alışkanlarıyla ilgili dikkat çekici veriler içeren “Kahve Tüketimi” konulu araştırmanın sonuçları; Türk halkının, sanıldığının aksine sabah ya da öğle saatlerinde değil, akşam yemeğinden sonra kahve içmeyi tercih ettiğini ortaya koydu. Omega Araştırma Organizasyon Eğitim Danışmanlığı, Mikado Yayınları ve Kahve.gen.

tr sitesi tarafından, Türkiye genelinde 1.331 kişiyle gerçekleştirilen araştırmanın bulgularına göre, halkımızın %78.7’si düzenli olarak kahve içiyor. Günün en çok kahve içilen vakitlerini, %36.9 ile akşam yemeğinden, %24.6 ile öğle yemeğinden, %19.8 ile kahvaltıdan sonra olarak belirten katılımcıların %68.2’si kahvesini evde, %27.7’si işte, %6.

7 ise dışarıdaki mekanlarda içiyor.

Kahvenin tadını ve kokusunu seven, rahatlattığını ve sağlıklı olduğunu düşünen katılımcıların %68.6’sı sade, %37.7’si sütlü, %13.9’u kremalı kahveyi tercih ediyor. Türk halkının %29.2’si kahve içmeyi, yorgunluk hissettiğinde seviyor.

Evine aldığı kahve markasını seçerken, öncelikle lezzet, ardından kahve markasının tanınırlığı, kolay bulunurluğu ve çevrede tercih edilmesi gibi faktörler öne çıkıyor. Çay içmeyi sevmek, sağlık açısından zararlı olduğunu düşünmek, tadını sevmemek ve çocukluktan gelen alışkanlıklar ise “kahve içmeme” nedenleri olarak sıralanıyor.

Araştırmaya göre, Türk halkının büyük bölümü, ev dışında sosyal aktivite olarak kahve içmeyi tercih ediyor. Ev ve iş yeri dışında tüketilen kahve türleri de farklılık gösteriyor.

ProjectCafe13 Avrupa raporunda yer alan Türkiye Kahve Dükkanları Analizi'nden bazı satır başları ise şöyle: Türkiye'deki marka kahve zinciri pazarı şube sayısıyla, Avrupa'daki üç büyük marka kahve zinciri pazarına sahip. 2013 yılında pazar, yıllık yüzde 19.

5 gibi etkileyici bir oranda büyüdü. Türkiye, 23 Avrupa ülkesi içinde güçlü büyüyen pazarlardan biri. Piyasada öncelikli büyümeyi kahve odaklı segment tetikledi. Bu segmentte yüzde 27.6'lık bir büyüme görüldü. Yiyecek odaklı segmentte ise toplamda yüzde 9.

3 büyüme gerçekleşti.

Türkiye'de tüketilen sıcak içecek pazarı geneline baktığımızda çay kültürünün yerleşik ve yaygın olduğunu görüyoruz. Bundan dolayı Türkiye, sadece 0,7 kg ile en düşük kişi başı tüketime sahip. Türkiye'de markalı kahve dükkanları pazarının, önümüzdeki dönemde yıllık ortalama yüzde 10,4 büyüyerek, 2018 yılında 2 bin şubeyi aşması öngörülüyor.

Espresso’nun doğuşu

Kahve içmeyi ilk Türkler keşfetti ve dünyaya Türkler tanıttı. O nedenle de dünyanın her tarafında kahve, yüzyıllarca ‘Türk metodu' denilen yöntemle yapıldı.

Bu yöntemde, kavrulup çekilmiş olan kahve, kaynar su içinde bekletilerek kahve çekirdeğindeki aromaların ve rengin suya geçmesi sağlanıyor ve ardından, genelde içine şeker katılarak içiliyor. Türk kahvesi metodunun bir başka versiyonu ise batıda daha yaygın hale gelen ‘infüzyon' metoduydu.

Yani, kahveyi biraz daha iri çekip sıcak su içinde bekletmek ve ardından süzgeçten veya filtreden geçirerek içmek… Bu geleneksel metotlardan farklı olarak kahveyi daha hızlı hazırlama isteği, günümüzde oldukça popüler olan espresso ve espresso bazlı kahvelerin bulunuşuna neden oldu.

Birçok büyük buluş gibi espresso da kısaca zorunluluktan icat edildi. İtalyan mucit mühendis Luigi Bezzera, kahvesini daha hızlı hazırlamak için bir yol bulmak istedi ve espresso'nun doğuşu, 1901 yılında, kendi icadı olan bir kahve makinesiyle gerçekleşmiş oldu.

Patent almak üzere başvuruda bulunan Bezzera'nın makinesinin çalışma mekanizmasına göre kaynamış su ve buhar, basınçla beraber öğütülmüş kahveden geçirilerek kahve fincanına doluyor. 1903 yılında Bezzera'nın patenti, bir girişimci olan Desiderio Pavoni tarafından satın alınıyor. 1905 yılında Pavoni'nin şirketi, patentli kahve makinelerini üretip Avrupa genelinde pazarlamaya başlıyor.

1927 yılında Amerika'da kullanılan ilk espresso makinesi, La Pavoni New York'un ünlü Greenwich Village bölgesindeki Café Regio tarafından kullanılmaya başlanıyor. Bu espresso makinesi, Café Regio'nun Mc Dougal Street'deki vitrininde halen sergileniyor.

1938 yılında Cremonesi'nin geliştirdiği yeni bir teknolojiyle sıcak (ama kaynar olmayan) su, hava basıncıyla çalışan bir pompa aracılığıyla kahveden geçirilerek espresso yapılıyor ama İkinci Dünya Savaşı, teknolojinin gelişip ilerlemesine engel oluyor.

1946 yılında Gaggia, ilk basınçlı pompa ve kaynamamış yüksek sıcaklıkta su kullanan espresso makinelerini imal etmeye başlıyor. Bu makinelerin hazırladığı kahveyse üzerindeki köpük veya diğer adıyla kremasıyla bugün içtiğimiz espresso…

Espresso, koyu kavrulmuş, Türk Kahvesi kadar olmasa da yeteri kadar ince çekilmiş ve espresso makinesinin kahve haznesinde sıkıştırılmış kahveden geçirilen basınçlı sıcak suyun yaklaşık 25-30 saniye boyunca bardağa boşalması ile hazırlanan İtalya'ya özgü bir kahve türü… Bu sürenin çok kısa olması, çok önemli ve zaten bu nedenle de bu kahvenin adı, İtalyanca'da ‘ekspres' anlamına gelen 'espresso'…

You might be interested:  Fiji adalarında gezilecek yerler

Americano: Cappucino bardağı büyüklüğünde bir kupada, tek veya double espresso üzerine, kupa doluncaya kadar kaynar su ekleniyor.

Cappuccino: Bardağın 1/3'ü tek ölçü espresso, 1/3'ü buharla ısıtılmış kıvamlı süt ile karıştırılıyor. Üzerlerine bardağın 1/3'ü hacminde kalın süt köpüğü yerleştiriliyor. Tarçın veya çikolata rendesiyle süsleniyor.

Latte: Tek veya double espresso, buharla ısıtılmış kıvamlı süt dolu bir kupaya ekleniyor. Tercihe göre üzerine çok az miktarda süt köpüğü ve tatlı krema ekleniyor.

Mocha: Tek veya double espresso, buharla ısıtılmış kıvamlı süt ve çikolatayla harmanlanıyor. Kahve ve çikolata lezzeti bir arada sunuluyor.

Ristretto: Espresso yaparken su yarısı kadar kullanılıyor. Yani fincanın yarısına gelmeden makineden alınıyor. Çok kuvvetli, konsantre ve nefis bir espresso ortaya çıkıyor.

Lungo: Fincanın 2/3'ü değil de tamamı dolana kadar beklenerek yapılan espresso. Tadı acı oluyor.

  • Macchiato: Tek veya double espresso üzerine çok az miktarda süt köpüğü dokunduruluyor.
  • Con Panna: Tek veya double espresso üzerine bir kat tatlı krema ekleniyor.
  • Üçüncü nesil (dalga) kahvecilik

Kahve denildiği zaman iki tür çekirdek akla geliyor: Arabica ve Robusta. Coffea Arabica ağacının kahvesi olan Arabica, Robusta'ya göre yarı yarıya az kafein içeriyor. Bunun yanında içimi Robusta'ya göre daha yumuşak ve rehası daha fazla. Robusta’dan da daha değerli.

Arabica kahve çekirdekleri, yüksek rakımlarda yetişiyor. Toplaması daha zor, bu nedenle de biraz daha pahalı bir çekirdek türü. Öte yandan Robusta kahve çekirdeğinden de daha değerli çünkü Robusta çekirdeği her yerde yetişebilen bir kahve çekirdeği türü.

Üçüncü nesil kahvecilik olarak tabir edilen demleme yöntemleri ve kahve türlerine gelirsek;

V 60, sifon, Cold Brew üçüncü nesil kahve demleme sistemlerine verebileceğimiz örnekler. V 60 demleme sistemi, aslında bundan yüz yıl öncesinde de kullanılan bir sistem. Yaklaşık 5-6 yıl önce ise yeniden popüler oldu.

Manuel bir demleme yöntemi olan V 60 demleme sisteminde önemli olan, ısı derecesini ve kahvenin çekimini dengeli bir şekilde ayarlayabilmek. Eğer başarılı olursanız gayet lezzetli ve doğal bir tat alıyorsunuz. Filtre kahve makineleri belirli bir ayarda demlenir ve durur. Durdukça o kahve acılaşır.

Ama V 60 demleme siteminde böyle bir durum söz konusu olmaz. Çünkü bu sistemde maksimum 1,5 dakikada kahveyi demleyip sunum yapabiliyorsunuz. Sifon demleme sistemi ise daha farklı. Sifon demleme sisteminin kahveye lezzet katan püf noktası, su alttaki hazneden üst hazneye çıktığı zaman kahvenin konuluyor olması.

Çünkü kahveyi, kendi özünü vermesi içini belirli bir müddet karıştırmamak önemli… Daha sonra yavaş yavaş girdap oluşturacak şekilde karıştırılıyor. Kahvenin suyla birlikte hafif karışması gerekiyor.

Üçüncü nesil kahve demleme sistemlerinde en uzun süren Cold Brew. Kahve 12-24 saat arasında demleniyor. Koyacağınız kahve gramajına bağlı olarak, 30 saniyede bir damla su atması gerekiyor.

Orta hazneye filtre kahveyi koyduktan sonra, üst hazneye buz veya soğuk su konuluyor. Bu demleme sisteminde musluk ayarı yapıldıktan sonra kahve kendi doğallığına bırakılıyor ve su, yukarıdaki hazneden damla damla düşüyor.

Yaklaşık 12-24 saat arasında kahveniz demlenmiş oluyor. Soğuk içiliyor ve buzla servis ediliyor.

“Kahve” deyip geçmemek gerektiğini bu noktada daha çok hissetmek mümkün… Çünkü kaç gram kahve kullanılması gerektiği; suyun ısısı ve miktarı gibi konular da kahvenin lezzetini belirlemede çok çok önemli. Son zamanlarda özellikle Latte sanatı oldukça ön planda.

Latte sanatı için de doğru süt köpürtmenin nasıl yapıldığının bilinmesi gerekiyor. Keza, Latte üzerindeki figürlerin oluşabilmesi için sütün de en doğru derecede ısıtılması önemli. Bu da 65 derece…

Eğer sütü daha fazla kaynatırsanız proteini kırılıyor ve lezzet olumsuz yönde etkileniyor. Süt fazlaca köpüreceğinden akışkanlığı ve kremamsı kıvamı yakalamak pek mümkün olmuyor.

Öte yandan içilen kahvenin yüzde 98'inin su olduğu göz önüne alınırsa kahve yaparken kaliteli ve belli filtrelerden geçmiş bir su kullanmak da öne çıkıyor.

Yeni nesil manuel kahve demleme sistemlerinden biri de Chemex. Chemex aslında 50-60 yıldır kullanılan bir sistem. Öncelikle kahve tartılıyor. Kahve çekirdeği öğütüldükten sonra filtre kağıdı sıcak suyla ıslatılıyor, bu da Chemex'i ısıtmış oluyor.

Ardından su kahveye yavaş yavaş ve dairesel hareketlerle ekleniyor. Ön demleme yapabilmek için ilk etapta suyun hepsini birden koymamak gerekiyor. 30 saniye kadar süren bu ön demlemede kahvenin çiçeklenme evresini gözle görmek mümkün oluyor. Bu da ancak taze kahveyle elde edilebilecek bir görüntü.

Ardından tekrar yavaş yavaş su ekleme işlemine devam ediliyor. Yaklaşık 3-4 dakika sonra kahveniz hazır hale gelmiş oluyor. Kahve hazırlarken unutulmaması gereken önemli detaylardan biri; suyun sıcaklığı… Yaklaşık 93 derecedeki su, kahve demlenene kadar 80 derecelere inmiş oluyor.

Bu da ideal bir kahve lezzeti elde etmek için çok çok önemli.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *