Cannes film festivali

Cannes’dan çıktığı yolda tüm yıl festival festival dolaşan, vizyona girdiğinde üzerine en çok yazılıp çizilen, özetle tüm bir sene gündemimizi meşgul edecek filmlerden 40 tanesinin kısaca ya da uzun uzun yorumlandığı bu listenin yıl boyu işinize yaraması ya da izleme listelerinizi coşturması dileğiyle… Karşınızda en zayıftan en iyiye, bu yılki Cannes’ın tüm yarışma filmleri ve yan bölümlerden seçmece lezzetler.

cannes film festivali

40. RODINAna YarışmaYön: Jacques Doillon

Filmlerle ilgili soğukkanlılığımı yitirip yarışma filmlerini kendi içlerinde kıyaslamayı sevmiyorum aslında. Ancak Rodin gibi örnekler insanın karşısına çıkınca gerçekten bunalıma girmemek ve köpürmemek mümkün değil.

120 dakikalık süresi boyunca ne sanat tarihinin en acayip ustalarından Rodin’e, ne Camille Claudel’le olan sancılı ilişkisine, ne de işlerini meydana getirirkenki motivasyonuna doğru düzgün odaklanabilen, hikâyesiz, tatsız tuzsuz bir nostaljik TRT dökü-draması tadındaki Rodin, tam bir ömür törpüsü.

Yönetmen Doillon’un da projeye önce Rodin hakkında bir belgesel çekmek için yola çıkmış olduğu da kendini, sığ diyaloglar ve yapay mizansenlerle o kadar hissettiriyor ki, insanın sıkıntıdan sol koluna uyuşma gelmemesi işten değil.

İki yıl önce festivalden erkek oyuncu ödülü kazanmış olan Vincent Lindon’un kendini aşırı ciddiye almış, abartılı performansı, mekânlar içerisinde bitmeyen konuşmalar ve neredeyse hiçbir sinemasal an barındırmayan teatral atmosferiyle Rodin, ancak sanat tarihi öğrencilerine Rodin’i işledikleri derste izletilebilecek bir filmken ana yarışmada Haneke’lerle Zvyagintsev’lerle top koşturmaya değer görülmüş olmasıyla dahi yarışmadaki Fransız filmlerine tanınan örtük iltiması akla getiriyor elbette.

cannes film festivali

39. HIKARI / RADIANCEAna YarışmaYön: Naomi Kawase

Yarışmanın bir başka fena filmi de Cannes gediklilerinden Naomi Kawase’nin son filmi Radiance.

İlginç denebilecek bir hikâyeden, Yeşilçam tadında özelliksiz ve son derece aksak bir romantik melodram çıkarmayı bir şekilde başarmış olan Kawase, gözleri görmeyen bir adamla, görme engelliler için filmleri sesli olarak anlatan bir genç kızın romantik “aydınlanma”larının hikayesine odaklanıyor.

Kawase’nin ilk akla gelen simge ve sembollere buladığı filmi, dağınık rejisi, kör göze parmak senaryo hamleleri, gösteriş peşinde koşan sinematografisi ve gerçekten kulak tırmalayan müzikleriyle bu yılki Cannes’ın en zayıf filmlerinden.

cannes film festivali

38. JUPITER’S MOONAna YarışmaYön: Kornel Mundruczo

Üç yıl önce Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünün En İyi Film’i seçilen ve Hallmark filmi tadında bir köpek istismarı hikâyesi anlatan White God’ın yönetmeni Kornel Mundruczo’nun bu kez Ana Yarışma’da karşımıza çıkan son gariplik abidesi Jupiter’s Moon, her şeyden önce hadsiz bir film. Kulağa bir filmle ilgili yapılabilecek bir tanım gibi gelmediğinin farkındayım ama maksadını aşmanın ve anlattığı hikâyenin ne anlama geldiğini hesaplayamamanın karşılığını, ben bu filmde gördüm.

Macaristan sınırından kaçarken polis tarafından vurulan Suriyeli bir mültecinin insanüstü yetenekler (kendisi alenen melek oluyor) kazanarak, onu bulan doktorun ihtirasıyla örtük bir baba oğul ilişkisi kurması ve güvenlik güçlerinden kaçma macerasına dönüşen film, kelimenin tam anlamıyla “ayarsız” bir ana hikâye izliyor. Tüm dünyanın gündeminde olan, son derece hassas bir konuyu, gelişigüzel dizilmiş gülünç metaforlar ve şuursuz diyaloglarla alelade bir ajite aksiyon malzemesine dönüştüren Jupiter’s Moon, yazıldıktan sonra kimse tarafından okunmamış ve çekilip tamamlanana kadar ne demek istediği tam anlaşılmamış bir senaryoya sahip gibi. Aklıselim bir danışman en azından biraz hassasiyet ve özenle eldeki malzemeyi insani bir çizgiye çekmeyi başarırdı sanıyorum. Ne yazık ki Jupiter’s Moon‘la aklıselim arasında dağlar var.

You might be interested:  Şamda tadılması gereken lezzetler

İlk sahnesinden itibaren ne idüğü belirsiz bir senkron sorunuyla ana karakterlerinden birinin ağzı ve sesinin Yeşilçamvari bir uyumsuzluk gösterdiği filmde eğer bu senkron sorununa da takılırsanız sizi epey zorlu bir seyir tecrübesi bekliyor… Kimilerinin şimdiden yeni Alfonso Cuaron (filmin uzun ve karmaşık plan sekans aksiyon sahneleri Children of Men’i akla getiriyor) ve Steven Spielberg ilan ettiği Mundruczo, en iyi ihtimalle The Fast and the Furious 9‘un yönetmen künyesinde varlık gösterebilecek bir sağduyuya sahip ne yazık ki. Ve bu malum seriyi küçümsemekten çok, Mundruczo’ya düzgün diyaloglarla dolu iyi bir hikâye anlatma konusunda güvensizlikten kaynaklı bir örnek.

Macar yönetmenin Hollywood’a sıçrayıp sığ aksiyonlar çekmek için Cannes ana yarışmasını meşgul etmesine gerek yok cidden. Zira teknik rejisi son derece parlak ancak film bütünselliği kurma noktasında deterjan reklamı kadar sürede hüner sergileyebilecek bir yönetmen kendisi.

cannes film festivali

37. CLAIRE’S CAMERAYarışma DışıYön: Hong Sang-soo

Hong Sang-soo’nun bu yılki programda Yarışma Dışı gösterilen bir diğer yeni filmi Claire’s Camera da önceki gün başrol oyuncusu Isabelle Huppert dahil tüm ekibin ve ünlü yönetmen Claire Denis’nin katılımıyla prömiyer yaptı.

Sang-soo’nun Cannes’da çektiği ve festival zamanı tanışan karakterleri arasında gezindiği bu küçücük ve açıkçası pek etkisiz komedisi, yalnızca Huppert’in varlığıyla ilginç hale gelebiliyor.

Onun dışında, yönetmenin alışılageldik sabit planlarında oturup konuşan karakterlerinden çok daha fazlasından söz etmek güç.

cannes film festivali

36. BUSHWICKYönetmenlerin On Beş GünüYön: Cary Murnion & Jonathan Milott

Upuzun ve şaşırtıcı bir plan sekansla açılan film, aslında sürükleyici bir dünyanın sonu filmi atmosferinde başlıyor ve izleyicisini içine çekmek konusunda bir an bile zorlanmıyor.

Esas zorlandığı kısım izleyicisini içeride tutmak.

Birbirini tekrar eden mizansenler, inandırıcılıktan uzak durumlar ve başroldeki Brittany Snow’un tahammülfersah oyunculuğuyla çekilmez bir aksiyona dönüşen Bushwick, bu yıl Netflix yapımı tek Yönetmenlerin On Beş Günü filmiydi.

cannes film festivali

35. OTEZ-MOI D’UN DOUTE / JUST TO BE SUREYönetmenlerin On Beş GünüYön: Carine Tardeiu

Cecile De France’ın da aralarında bulunduğu sevimli bir oyuncu kadrosuna sahip duygusal komedi Just to Be Sure ise yerli dizi tadındaki akıcı hikâyesi sayesinde izlenebilen ancak ne reji ne sinema sanatı adına heyecan verici bir özellik taşımayan, ortalama bir Quinzaine filmi. İç içe geçen ebeveyn öyküleriyle seyri kolay bir izlek takip eden film, ikna edici oyunculukları ve bazı duygusal anlarıyla belli bir ortalamanın üstünde olsa da, Cannes programı içerisindeki etkisiz filmlerden birine dönüşüyor.

cannes film festivali

34. THEYYarışma DışıYön: Anahita Ghazvinizadeh

İran asıllı Amerikalı kadın yönetmen Anahita Ghazvinizadeh’in sade bir anlatıma sahip büyüme hikayesi They, Yarışma Dışı bölümün prömiyerlerinden biri.

Adını, ergenlik dönemindeki transgender kahramanı J’in film boyunca kendisi için kullanılan isminden alan They, psikolojik açıdan bir hayli hassas ve karmaşık bir dönemi, sakin bir hikâye üzerinden anlatmayı seçerek büyük cümleler kurmaktan kaçınıyor.

Karakterinin duygu dünyasını aydınlatan beylik sahneler yerine kahramanını gündelik ve alelade olaylar içine yerleştiren Ghazvinizadeh, süreci J’in etrafındakilerin davranış biçimleri üzerinden de tanımlıyor. Başarıya ulaşma konusunda yer yer tökezlese de önemli ölçüde baş koyduğu yaklaşımın faydasını gören Ghazvinizadeh’in, sonraki işleri merak konusu.

You might be interested:  Hafta sonu tatil Önerisi: cide

cannes film festivali

33. LES FANTOMES D’ISMAEL / ISMAEL’S GHOSTSAçılış FilmiYön: Arnaud Desplechin

Öldü sandığı kayıp eşi yirmi bir yıl sonra geri dönen, gelgit akıllı bir yönetmenin karmaşık hayatı ve çekmekte olduğu film arasında gidip gelen paralel hikâyesiyle Ismael’s Ghost, içinde keyifli anlar barındıran ancak ortalamanın üstüne çıkamayan bir dramedi.

Yer yer teatral mizansenlerden kaçamayan Desplechin’in karakterlerine de yeterli vakti ayırmaması, film boyunca telaşlı ve dağınık bir anlatıma hapsolmamıza neden oluyor.

Film içinde film numarasını başarılı kurgu hamleleriyle gerçekleştirse de tam neye hizmet ettiği anlaşılmayan bu bölümler, filmin genel atmosferinden sıkça kopmamıza yol açıyor.

Charlotte Gainsbourg’un özellikle parladığı oyuncu kadrosunda herkes elinden geleni yapmış görünse de Amalric’in kimi zaman fazla abartılı kaçan performansı belli ölçüde yoruyor. Cannes’da yarışma filmleri arasına alınmamış hemen her açılış filminin makus kaderi olan yıldız oyuncularla arada kaynayıp giden ama pek de tat vermeyen bir film Ismael’s Ghosts. 

cannes film festivali

32. UNE FEMME DOUCE / A GENTLE CREATUREAna YarışmaYön: Sergei Loznitsa

Bu yılki ana yarışmadaki on dokuz film arasında seveni ve nefret edeni en net ayıran filmlerin başında gelen A Gentle Creature, hiçbir heyecan verici tarafı olmayan, alışılageldik halinden gösterişçilikle sıyrılmaya çalışan, yapay ve bunaltıcı bir film. Loznitsa’nın insanın üstüne üstüne gelen hesaplı rejisi, her anını öylesine ciddiye alan bir anlatımla izleyicisini tutsak etmeye çalışıyor ki, neredeyse dışında kalan izleyici kendini ahmak hissetmek zorunda kalıyor.

Bürokrasi kurbanı kahramanını birbirini tekrar eden bunaltıcı süreçlerin içine bırakırken, finale doğru hepten bir istismar filmine dönüşmekte de hiçbir çekince görmeyen Loznitsa, her anında gözümüze soktuğu sönük reji fikirleri, final bloğundaki sürpriz kopuşla birlikte tamamen sinir sistemi zedeleyen bir tecrübeye dönüşüyor ve o zamana kadar yarattığı bazı özel anların büyüsünü de söküp götürüyor.

Cannes Film Festival

Annual film festival held in Cannes, France

Cannes Film FestivalLocationCannes, FranceFounded20 September 1946; 74 years ago (1946-09-20) (as International Film Festival)AwardsPalme d'Or, Grand PrixWebsitewww.festival-cannes.com
Cannes seen from Le Suquet

The Cannes Festival (/kæn/; French: Festival de Cannes), until 2003 called the International Film Festival (Festival international du film) and known in English as the Cannes Film Festival, is an annual film festival held in Cannes, France, which previews new films of all genres, including documentaries, from all around the world. Founded in 1946, the invitation-only festival is held annually (usually in May) at the Palais des Festivals et des Congrès.[1] The festival was formally accredited by the FIAPF in 1951.[2]

On 1 July 2014, co-founder and former head of French pay-TV operator Canal+, Pierre Lescure, took over as President of the Festival, while Thierry Frémaux became the General Delegate. The board of directors also appointed Gilles Jacob as Honorary President of the Festival.[3][4]

It is one of the “Big Three” major European film festivals, alongside the Venice Film Festival in Italy, the Berlin International Film Festival in Germany, as well as one of the “Big Five” major international film festivals, which consists of the three major European film festivals, the Toronto International Film Festival in Canada, and the Sundance Film Festival in the United States.[5][6][7][8]

You might be interested:  Otellerden yürütülen en enteresan eşyalar

History

The early years

Note from 1939 with the French Government's decision not to participate at the Venice Film Festival anymore, but instead to host its own festival in Biarritz, Cannes or Nice

The Cannes Film Festival has its origins in 1938 when Jean Zay, the French Minister of National Education, on the proposal of high-ranking official and historian Philippe Erlanger and film journalist Robert Favre Le Bret decided to set up an international cinematographic festival. They found the support of the Americans and the British.

Its creation can be largely attributed to the French desire to compete with the Venice Film Festival, which at the time was the only international film festival and had shown a lack of impartiality with its fascist bias during those years.[9] The political interference seemed evident in the 1937 edition when Benito Mussolini meddled to ensure that French pacifist film La Grande Illusion would not win.[10]

The last straw was in the 1938 event when Mussolini and Adolf Hitler respectively overruled the jury's decision in order to award the Coppa Mussolini (Mussolini Cup) for the Best film to Italian war film Luciano Serra, Pilot, produced under the supervision of Mussolini's son, and the Coppa Mussolini for the Best foreign film to Olympia, a German documentary film about the Berlin 1936 Summer Olympics produced in association with the Nazi Ministry of Public Enlightenment and Propaganda despite the fact that the regulations at that time prohibited awarding a documentary.

Outraged by the decision and as a measure of protest, the French, British, and American jury members decided to withdraw from the festival with the intention of not returning.[11] This snub encouraged the French to found a free festival.

Thus, on May 31, 1939, the city of Cannes was finally selected as the location for the festival over Biarritz and the town hall along with the French government signed the International Film Festival's official birth certificate with the name of Le Festival International du Film.[12]

The reason for deciding Cannes was because of its touristic appeal as a French Riviera resort town and also because the city hall offered to increase the municipality's financial participation, including the commitment of building a dedicated venue for the event.

The first edition was planned to be held from 1 to 20 September 1939 in an auditorium at the Municipal Casino and Louis Lumière was going to be the honorary president.

Its aim was “encouraging the development of all forms of cinematographic art and foster a spirit of collaboration between film-producing countries”.[11]

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *