Fiji‘nin başkenti Suva, 100.000 civarındaki nüfusuyla ülkenin en büyük kenti.
Suva’da Victoria caddesi üstünde Suva Kent Kütüphanesi, Hükümet Binası, Albert Park ve Holiday Inn Hotel ve birden fazla shop ve lokanta var.
Albert Park’tan ardından Thurston Garden’a girdim, bolca kokonat ağacı ve değişik birkaç tür değişik ağaç var, fakat çok farklı bişi yoktu.
Parkın içindeki Saat Kulesi’nin derhal arkasındaki Müzeye girdim.
Giriş fiyatı 10 FJ$, talebe olduğumu söyleyip, Yeni Zelanda’da iken aldığım ISIC kartımı gösterdim ve 5 FJ$ ödedim.

The Beach House’a yanlızca iki gece kalmak içersinde gelmiştim, fakat 5 gece kaldım.
şahane bir deniz ve plaj, çok sevdiğim ve denize doğru farklı açılarda uzanan hindistan cevizi ağaçları, güzel bir bahçesi ve ambiansı ile çok beğendiğim bu yerde epey eğlenceli ve dinlendirici 5 gün geçirdim.
En en çok tercih edilen aktivitem kayaking ve dart bir de sörf oldu, internette sörf!
Öğlene doğru yola çıktım ve Fiji’nin başkenti Suva’ya gidecek otobüsü beklemeye başladım.
Oldukça gecikti.
Loutoka ile Suva arası gayret gösteren minibüsü durdurdum ve 1 saatardından Suva’daydım.
İlk olarak postaneye uğrayıp iki kart aldım.
Birini couchsurfing internet sitesinden bana yazan, kart koleksiyonuyapmış Çek Cumhuriyetinden birine gönderdim, diğerini ise aileme.
Doğrusu son olarak kartı belki on sene evvel göndermiştim.

Suva kent merkezi epey vasat, daha fazla bir kasaba görünümünde.
Gayet iradesiz bir hareketle kendimi önüme çıkan McDonalds’da buldum.
Gezimde genellikle böyle fastfoodlardan uzak bekleyip, mahallilezzetleri tatma taraftarıyım, bu kez fena acıkmış olmalıydım.
McChicken Menü aldıp (8,5FJ$) alıp kentin sokaklarında yürümeye başladım.
Şehrin merkezine ve şu şekilde bir göz attıktan ardından, Victoria Caddesini takip etmeye başladım.

Müzenin giriş katı üç bölümden oluşuyor, ilk giriş odasında bir kaç adetkano ve Fijili balıkçıların kullandıkları aletler var.
Müzenin en kıymetli yapıtı bu salonda tespit edilen nihai büyük Fiji kanosu.
Boyu tahminen 10 metreyi geçiyordu.
Bunun yanısıra kimi külüstür fotoğraflar vardı.
İkinci kısımda Müzenin Shop’u vardı.
Sonraki kısımda ise Fiji tarihi, ilk gelen insanlar konusunda bulgularvar.
Üst katta ise ananesel kıyafetler, endemik nebatlar ve yanlızca Fiji’detespit edilen balık ve hayvan tür ve cinsleri konusunda bulgular vardı.
Oldukça gösterişsiz ve muhteva olarak varlıklı olmayan bir müzeydi.

Müze ziyareti ertesi kent merkezine geri dönüp, halk pazarına uğradım.
Ne güzel ve lezzetli tropikal meyveler var.
Yeni Zelanda’da ücretleri anımsayınca gülümsedim.
Soyulmuş yemeye hazır ananas satan bir satıcıdan maliyet sorduğumda yarım sentlik maliyet adına, 1$ diyince, ayrılıp yürümeye başladım.
Arkamdan koşarak gelip sir okay diye konuştu fakat ben yoluma devam ettim.
Zamanında Türkiye’de çok süregelen olan ve hala kimi yerlerde bönce, turistlere uygulanan bu tavır burada da var.
Taze sıkılmış mix meyve suyu satan bir satıcıdan yarım sente bir büyük bardak soğuk meyve suyumu içtikten ardından otobüs terminaline geçtim.
The Coral Cost’tan Suva’ya gelir iken bindiğim minibüs epey güvensiz ve süratli kullanılıyordu ve yeniden epey yüksek seste müzik açıktı.
İki saatlik Suva gezimden ardından, henüz evvel de kullandığım Sunbean şirketinin otobüsüne nihai anda atladım (17 FJ$)

Yolculuk beklediğimden çok uzun sürdü, 5aklaşık 5 saat.
Oysa minibüs kullansaydım yol 3 saat olacaktı.
Yol güzergahı ve gün batımı her zamanki gibi büyüleyiciydi.
Yolda Viseisei Köyüne giden yol ayrımında söylememe karşın, şoförün unutması hasebiyle kendimi Loutuka şehrine buldum.
Orada bekleyen ve Suva’ya giden minibüslere binerek Viseisei yol ayrımına geri gelip indim.
Geçen hafta Kuata Adasından Viseisei Köyüne aynı yoldan dönerken, yağmur başladığından çantamın içindeki bilgisayarım ıslanmasın diye koçmaya başlayarak ve çantamın fermuarının açılmasıyla laptopum ve eşyalarım burada yola saçılmıştı.
Bu kez dolunaya yakın çok parlak bir ay ışığı altında, köpek havlamaları kulağımdayken milyonlarca yıldız altınca sakince yürüdüm.
Sanki henüz evvel hiç dolunayda yürümemiş, ilk kez bu hissi yaşıyor gibiydim, hoştu.

Niko ve Ana’nın evine vardığımda derhal herkes salonda yayılmış uyuyordu.
Benim gelmemle kimileri uyandı, akşam yemeği olarak hazırlanıp dolaba atılmış balık ve yanısıra pilav ve yağda kızartılmış soğanlı tabağımı yedikten ardından Fi’nin evine geçtim.
İrlanda’dan iki adet genç konuğu varmış bu gece.
Seyahatim ile ilgili biraz Eklendi ettikten ardından vedalaşıp Niko’nun evine döndüm.
Niko uyanmıştı ve haneye girdiğimde karşısına oturmamı istedi.
Akrabalardan birkaç bayan gelmişti.
Kava hazırlamak içersinde kullan büyük kasede kava, gelen kızlardan biri doğrulusunda suyun içinde eritiliyordu.
Bir saat kava içip Eklendi ettikten ardından uyudum.
Yarın yeni bir ülke, yeni bir kent ve yeni bir yolculuk beni bekliyordu.

SON YAZILARIMDAN HABERDAR OL

E-Mail adresime kayıt olursanız haftalık yazılarımdan haberdar olabilirsiniz.

Bir yorum bırak

Yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın