Paramotorla gökler sizin

Aslında endüstri mühendisisin, sonra Güzel Sanatlar’a girmeye karar verdin, bu kararını etkileyen ne oldu? 

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği okuyup, mezuniyetten sonra sadece beş ay İstanbul’da yapılan ilk metro inşaatında mühendis olarak çalıştım.

Kısa çalışma dönemimde, bu yaşam biçiminin bana uygun olmadığını gördüm ve hayatıma yeni bir yön çizmeye karar verdim, benim için en önemli dönüm noktası buydu.

Tabii ki mühendislik altyapısının hayatta ve mesleğimde bana çok şey kazandırdığını düşünüyorum.

  • paramotorla gökler sizin
  • paramotorla gökler sizin

Heykel yapmaya nasıl karar verdin? İlk yaptığın heykel neydi? 

Teknik Üniversite yıllarında amatörce başladığım deri mask çalışmalarımı, ilerleyen yıllarda geliştirip, bu temalı birçok sergi açtım. İlk sanatsal çalışmam, 1984 yılında yaptığım küçük bir deri mask ve hâlâ atölyemde duruyor. Mühendisliği bıraktıktan sonra, Ortaköy’de deri işler yaptığım bir atölye açtım.

Aynı süreçte, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda halk dansları eğitmeni, koreograf ve misafir sanatçı olarak iki yıl çalıştım. Ve sonunda, üç boyutlu çalışmalarımı daha profesyonelce yapabilmek için heykel üzerine okumaya karar verdim.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Heykel Bölümü’nü bitirerek, heykeltıraş oldum.

Heykellerini yaratırken işlemin en hoşuna giden tarafı ne? 

Heykellerimi yaratırken en çok zorlandığım ve beynimde milyonlarca hücreyi katlettiğim süreç; daha önce yapılmamış olanı keşfetmek ve kavramsal boyutunu kurgulamak. Ama daha çok keyif aldığım süreç ise; yontup, kesip, malzemeyi biçimlendirme kısmı.

Sen bir dünya sanatçısısın aslında. Dünyanın dört bir yanında, birçok farklı yerde heykellerin var. Bize bu ülkelerin hangileri olduğunu söyler misin? 

Türkiye’de çağdaş sanatın üretim ve sergileme olanakları kısıtlı olunca, biraz mecburiyetten ama daha çok sanatın evrenselliğine inandığım ve gezmeyi sevdiğim için, dünyanın pek çok farklı ülkesinde büyük boyutlu heykeller yaptım, sempozyumlara, bienallere, sergilere katıldım, konferanslar verdim.

Bunlar: Çin, Güney Kore, Tayvan, Japonya, Avustralya, Endonezya, Hindistan, Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail, Fas, Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz, Belçika, Hollanda, İskoçya, İsviçre, Almanya, Danimarka, İsveç, Finlandiya, Sırbistan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Romanya, Amerika Birleşik Devletleri, Meksika, Şili, Arjantin ve Brezilya. Tabii bazı ülkelerde birden fazla heykelim var.

Bu ülkelerle bağlantılar nasıl oluştu? Bu kişilerlerle veya kurumlarla nasıl temasa geçtin, ya da onlar seni nasıl buldu?

İlk yıllarda kurduğum uluslararası bağlantılar, her geçen yıl gelişerek devam etti. Artık onca üretimin, çalışmanın sonucu sizi tanıyorlar ve davet ediyorlar. Tabii bunda biraz da benim kurduğum insan ilişkileri, dostlukların da payı var. Yani artık dünyanın farklı köşelerinde her zaman bana kapıları açık yüzlerce atölyem var. 

Heykellerini yaratırken ne ilham veriyor sana?

Heykellerimi yaratırken ilham kaynağım yaşadığım hayatın kendisi. Sıkça doğadan da referanslar alıyorum. İzlediğim filmler, dinlediğim müzikler, okuduğum kitaplar, gezdiğim ülkeler ve onların farklı kültürleri, tanıştığım insanlar, hobilerim (uçmak, dalmak), siyasi ortamlar, hayata dair her şey, yaratı sürecimi etkiler, besler.

Heykellerin için en tercih ettiğin mekân neresi? Bunu soruyorum çünkü seni; yerde, gökte, suyun veya buzun altında bulmak mümkün. 

Heykel, içinde bulunduğu, sergilendiği mekân ile anlam kazanır. Heykel-mekân ilişkisi zaten olmazsa olmaz bir bütündür. Açık alanlara yerleştirdiğim büyük boyutlu heykellerimin yanı sıra, suyun (denizin) ve buzun altında ve üstünde gerçekleştirdiğim ilginç projelerim de oldu.

Extreme projelerin var, daha önce dünyada yapılmamış şeyleri deniyorsun. Hiç      başaramamaktan korktuğun olmadı mı?

Evet, 2000 yılında Kaş’ta gerçekleştirdiğim Sualtı Heykel Projesi’nde, iki hafta boyunca 8m derinlikte, mermerden 2,5 m boyunda bir köpekbalığı heykeli yonttum. Hatta bu performansın sonunda heykel için su altında yüz kişinin katıldığı bir açılış töreni yaptık. Kaş Kaymakamı, Sahil Güvenlik Komutanı, tüm multi erkan oradaydı ve tüm süreç fotoğraflanıp, video kayıtları yapıldı.

2002 yılında ise İsveç’in Lulea kentinde gerçekleştirilen Kış Bienali kapsamında donmuş denizde 80cm kalınlığındaki buza bir delik açıp, her gün buzun altına dalarak, büyük bir kulak rölyefi yaptım.

Hem sualtı, hem de buzaltı heykel projeleri daha önce yapılmamış extrem denemelerimdi, halen de başka deneyen olmadı.

Bu iki proje de beni en zorlayan projelerdi, ama aynı zaman da en adrenalin yüklü olan!

  • paramotorla gökler sizin
  • paramotorla gökler sizin
  • paramotorla gökler sizin
  • paramotorla gökler sizin
  • paramotorla gökler sizin
  • paramotorla gökler sizin
  • paramotorla gökler sizin
  • paramotorla gökler sizin

Heykellerini yaratırken en çok kullanmayı sevdiğin malzeme ve alet hangileri? 

Ben çok farklı malzemeler kullanan bir sanatçıyım, kafamdakini ifade etmeye en uygun malzeme neyse onu kullanırım. O yüzden bu çeşitliliğin içinde; su, buz, kağıt, kumaş, tüy, plastik, vb. pek çok malzeme oldu ama genellikle büyük boyutlu heykellerimde, mermer, granit, ahşap, metal, bronz vb. malzemeleri kullanıyorum ve her malzemeden farklı bir haz alıyorum.

Çok üretken bir sanatçısın ve yaptığın eserlerden görüyoruz ki sanat, hayatının büyük bir zamanını kaplıyor. Heykel yapmadığı zamanlarda ne yapıyor Kemal Tufan?

You might be interested:  Lizbonda tadılacak lezzetler

Özellikle heykellerimin büyük bölümünü yurt dışında yaptığım için, sürekli seyahat ediyorum. Oralara kadar gitmişken de dünyanın farklı köşelerini keşfetmeyi seviyorum.

Dünyanın bütün denizlerinde, okyanuslarında dalışlar yapıyorum, uçmayı seviyorum. 5-6 yıl önce yamaç paraşütü ile başladığım uçma serüvenime, paramotoru da eklediğimden beri, her fırsatta arkadaşlarla uçmaya gidiyoruz.

İstanbul’u ve güney kıyılarını havadan izlemek muhteşem bir duygu.

Hem heykeltıraş olarak hem de hobilerinde sınırları olmayan, çok yönlü ve cesur bir kişisin. Bize ilginç bir anını anlatır mısın?

Ben heykel yapmayı ve hobilerimi birbirinden ayırmıyorum. Hayatta yaptığım her şey birbirini besliyor, etkiliyor. O kadar çok şey yapıyorum ve o kadar çok anım var ki seçmek çok zor ama kısaca hayatta her şeyi tutku ile yapmalı insan… Tutku benim sihirli sözcüğüm. 

Dünyada gerçekten önemli bir iz bıraktın, meydanlarda, heykel parklarında, ama Türkiye'de halka açık alanlarda işlerinle karşılaşmıyoruz. Bunun nedeni ne?

Bir ülkenin siyasi, ekonomik, kültürel konumu neyse, bunun aynen sanat ortamına yansıması da normal. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum maalesef çağdas sanat üretimini sınırlandıran bir durum.

On üç yıldır aralıksız Büyükçekmece’de Uluslararası Heykel Sempozyumu organize edip, yüzlerce heykel sanatçısını davet ettim.

Bu sanatçılar mermer ve paslanmaz çelikten, büyük boyutlu heykeller yapıp, kentin parklarına, meydanlarına yerleştirdiler. Yine 2005-2007 yıllarında

Avrupa Birliği destekli, iki yıllık bir proje ile Gaziantep Yesemek’te bir heykel bienalinin organizasyonu ve küratörlüğünü yaptım.

Hem yabancı sanatçılarla, hem de genç Türk sanatçılarla heykeller üretip, bu tür etkinlikleri Türkiye’de yaygınlaştırmaya ve heykeli halkla buluşturmaya çalıştık.

Tabii ki bu benim kişisel çabalarımla hemen değişebilecek bir süreç değil, daha çok uzun yıllar gerekiyor. Ama önce ülkenin koşullarının buna hazır olması gerekiyor.

Benim hâlâ umudum olduğu için ve sorumlu hissettiğim için bu tür organizasyonlar yapmaya devam ediyorum. Marmara Üniversitesi’nde haftanın bir günü heykel eğitimi vererek, sanatsal birikimimi gençlerle paylaşıyorum.

Çok sık seyahat ediyorsun, seyahatlerinin dışında İstanbul’da atölyendesin, atölyenin yeri de çok ilginç, Maslak Oto Sanayi’de, buranın ilk sanatçı sakinlerindensin sanırım. Nasıl buldun burayı, komşuların kim?

Bir heykeltıraşın en önemli sorunu, heykellerini üretebileceği bir atölyeye sahip olmasıdır.

Düşüneceği, üreteceği, sığınacağı, özel bir mekândır heykel atölyesi… Ama İstanbul gibi büyük bir metropolde gürültü yapabileceğin, toz yapabileceğin, gece gündüz çalışabileceğin bir atölye bulmak çok zor.

İstanbul’un farklı semtlerinde birkaç atölyem oldu ama yaklaşık on üç yıldır Maslak Atatürk Oto Sanayi Sitesi’ndeyim. Ben eskilerinden sayılırım, çünkü artık burası bir sanatçı kolonisine dönüşüyor. Benim sokağımda çalışan, hatta yaşayan, pek çok heykeltıraş ve ressam var. 

Maslak'ta sanatla ilgili bir gelişme olduğuna inanıyor musun? Öncü olarak Elgiz Müzesi, çok kapsamlı bir sanat konsepti içeren Maslak 42…

Sadece Maslak’ta çoğalan ve üreten sanatçılar değil, Elgiz Müzesi ve yeni hayata geçen Maslak42 Projeleri İstanbul’un bu bölgesini özel kılıyor. Hem üretim hem de sergileme olanaklarıyla Maslak’ı çağdaş sanatın önemli bir merkezi haline getiriyor. Sanırım bu süreç önümüzdeki birkaç yıl içerisinde daha da belirginleşecek ve bilinecek…

Beğendiğin, sana ilham veren sanatçılar kimler?

Herhangi bir sanatçı ismi veremem ama gittiğim ülkelerde gördüğüm sanat eserleri, tanıştığım sanatçılar, gezdiğim çağdaş sanat müzeleri, özgün üretimime ve sanatıma katkı sağlamıştır.

Ama illa bir sanatçı ismi ver derseniz, İlhan Koman derim.

Genç heykeltıraşlara vereceğin tavsiyeler neler?

Zaten atölyem sürekli yerli yabancı genç heykeltıraşlara açık, istedikleri zaman gelip çalışabiliyorlar. Yıllardır genç heykeltıraşların da hem asistan hem sanatçı olarak katılabildikleri,

Uluslararası Heykel Sempozyumları organize ediyorum. Marmara Üniversitesi’nde derse giriyorum. Diğer okullarda da sunumlar yapıp, konferanslar veriyorum. Ve her zaman onlara çok çalışıp, üretmelerini ama her şeyi tutkuyla yapmalarını söylüyorum.

Sırada bekleyen çok proje var ama öncelikle Nisan’da PG Art Gallery’de gerçekleştireceğim sergime hazırlanıyorum. Sonra Mayıs’ta Amerika, Haziran’da Almanya… Yine dünya kazan, ben kepçe durumları…

Karacasu semaları paraşütçülerle renklendi

GÜLAY ÖZTEKİN- Türk Hava Kurumu (THK) Aydın ve İzmir şubesinden gelen 10 kişilik yamaç paraşütü ve paramotor ekibi, Karacasu semalarında ilk defa “Afrodisias’a Gökyüzünden Bir Bakış ve Dokunuş” adlı paramotor uçuşu gerçekleştirip ay yıldızlı Türk bayrağını göklerde dalgalandırdı. İlgiyle izlenen paraşütçüler gökyüzünde renkli görüntüler oluşturdu.

Karacasu Kaymakamlığı, belediye, Karacasu Kültür ve Turizm Derneği ile THK Aydın Şubesinin koordinasyonunda ilk kez Karacasu’ya gelen 10 kişiden oluşan profesyonel yamaç paraşütü ve paramotor ekibi, Karacasu semalarında dakikalarca tur attı.

“Afrodisias’a Gökyüzünden Bir Bakış ve Dokunuş” projesi kapsamında paramotor uçuşunu başarıyla gerçekleştiren paraşütçüler, ay yıldızlı Türk bayrağını da göklerde dalgalandırdı.

You might be interested:  Buenos aireste tadılması gereken lezzetler

İlçe stadından kalkış yapan paramotorlar renkli görüntülere sahne olurken vatandaşlar da meraklı gözlerle Karacasu semalarında ilk kez uçuş yapan paraşütçüleri izledi. 

YAMAÇ PARAŞÜTÜ BAHARA ERTELENDİPalamutçuk Mahallesindeki Gölcük Yaylası'ndaki tepeden yapılacak olan yamaç paraşütü uçuşları ise rüzgarın sert ve ters yönden esmeye başlaması nedeniyle gerçekleştirilemeyip önümüzdeki Mart ya da Nisan ayına ertelendi. Yamaç paraşütünün yapılacağı alanda Karacasu Kültür Turizm ve Tanıtım Derneği Bülent Eriklioğlu ve ekibiyle birlikte incelemede bulunan THK Aydın Şube Başkanı Dinçer Saldırış, tekstilci Özcan Özkan tarafından, ağırlandıkları yayla evinde Kaymakam Ahmet Soley ve Belediye Başkanı Zeki İnal’a birer model uçak ve kravat hediye edildi. Etkinliğe Kaymakam Ahmet Soley, Belediye Başkanı Zeki İnal, AK Parti İlçe Başkanı Fuat Meriç, Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Erikmen, Cumhur İttifakı'nın meclis üyeleri de eşlik etti.

AFRODİSİAS’A DOKUNMAK İSTİYORUZKaracasu’nun dünyaya açılan penceresi Afrodisias’a gökyüzünden bir bakış atmak ve dokunmak amacıyla deneme uçuşları gerçekleştirmek için geldiklerini söyleyen THK Şube Başkanı Dinçer Saldırış, “Karacasu’yu ve Afrodisias’ı en iyi şekilde dünyaya tanıtıp artı değer katmak amacıyla havacılık alanında neler yapabiliriz? Afrodisias’ın potansiyelini öne çıkarabilir miyiz? Afrodisias’a gelenlerin burada daha çok zaman geçirmeleri için havacılık sektöründe neler yapabiliriz? Bunların fizibilitesini yapacağız. Kalkış ve iniş alanları ile tepenin rüzgar durumunu tespit ettikten sonra gerekli sportif havacılık alanında gelişmeler sunacağız. Adını aşk ve güzellik tanrıçasından alan Afrodit’in adandığıAfrodisias’a dokunmak istiyoruz” dedi. 

KÜÇÜK HAVA ALANI ŞARTBütün bunların yanı sıra en önemlisi küçük uçakların inebileceği bir hava alanının şart olduğunu vurgulayan Saldırış, “Karacasu’nun en önemli sorunu ulaşım ve konaklama. Bu iki sorun öncelikle ele alınması gerekiyor. Buraya 18-20 kişilik küçük uçakların iniş kalkış yapabileceği bin 500 metre uzunluğundaki bir pist Afrodisias’ı dünyaya açar.

Tepeden Afrodisias’a inmek. Yine gelen turistlerin burada daha fazla kalmalarını sağlamak, onların sosyal aktivitelerini artırmak anlamında yamaç paraşütü, paramotor, ultramotor, balon ziplay, su oyunu gibi çeşitlendirebiliriz. Amacımız Afrodisias’ı tanıtmak, buradaki insanları, gençleri havacılığa özendirmek.

THK olarak havacılık sektörün gelişmesi için elimizden geleni yapacağız” dedi.  

OKULLARDA MODEL UÇAK EĞİTİMİ VERİLECEKKaracasu’da Ekoturizminin gelişmesi açısından yamaç paraşütü üzerinde durulması gereken bir konu olduğunu vurgulayan Kaymakam Ahmet Soley, “İlçemiz yamaç paraşütüne elverişli bir zemine sahip. Gerekli altyapının oluşturulması gerekiyor.

Şu anda bizim GEKA işbirliğinde Karacasu turistik spor yürüyüşleri, bisiklet alanları belirleme ve haritalama çalışmalarımız sürüyor. Bu çalışma sonucunda hazırlanan proje uygulamaları başlayacak.

Bunun için de önce ele alacağımız noktalardan birisi de yamaç paraşütü için iniş kalkış alanlarının oluşturulması olup THK’nin bu desteklerinin geliştirilmesini istiyorum. İlçemizde havacılığın geliştirilmesi için de Milli Eğitim ve okul müdürlerine gerekli talimatları verdik.

İkinci yarıyıl içinde ilçemizdeki ortaokullarda model uçak yapımının özendirilmesi konusunda çalışmalara başlayacağız. Ben yardım ve katkılarından dolayı THK şube başkanımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu.

AMACIMIZ KARACASU’YU DÜNYAYA TANITMAKBelediye Başkanı Zeki İnal da “Amacımız Karacasu’yu dünyaya tanıtmak ve turizme açılmasını sağlamak.

Burası daha önce amatör olarak yamaç paraşütleri yapılan bir yerdi. Halen de yapılıyor. Burada hava pisti açılıp açılmamasına siz karar vereceksiniz.

Biz elimizden gelen desteği vermeye hazırız” diyerek THK’nin ilçede yaptığı uçuşlarla verdiği desteklerden ötürü teşekkür etti. 

HAVACILIK SEKTÖRÜ GELİŞTİRİLECEKUçuş sonrası yapılan çalıştayda, ilçede uçuş pistinden model uçak eğitimi, yamaç paraşütü, planör eğitim uçuşlarının yapılması Karacasu MYO’da havacılık ile ilgili bölüm açılması gibi daha pek çok konuda havacılığın geliştirilmesi için yürütülmesi planlanan çalışmalar ele alındı.

paramotorla gökler sizinparamotorla gökler sizinparamotorla gökler sizinparamotorla gökler sizinparamotorla gökler sizin​​​​​​​

Savaş pilotu olamadı ama göklerde

Darendeli bir gökyüzü kuşu: Mehmet Karadaş

Savaş pilotu olamadı ama gökyüzünü mekan seçti

Geçtiğimiz yıl, paramotorla Darende üzerinde uçuş yaptıktan sonra bu alana daha fazla ilgi duymaya başladım. Uçmanın verdiği keyfin ardından Türkiye’nin ilk hava fotoğrafçılarından birisi olan Orhan Durgut’la, TRT’nin gökyüzünden çekim yapan ekibiyle sık sık görüşür olduk.

Bu arada acaba Darendeli pilot, paraşütçü var mı diye araştırırken, Darende’yi havadan görüntülediğim fotoğraflarımı inceleyen paraşütçü hemşehrimiz Mehmet Karadaş’dan bir tebrik maili aldım. ‘Benden önce davrandınız, sizi kıskandım’ diyordu Mehmet Beyi, ‘Üzülme sen bu işi sürekli yapıyorsun’ diye teselli ettim.

Aramızda başlayan dostluk ve muhabbetten aşağıda okuyacağınız röportaj çıktı. İsterseniz daha fazla uzatmadan sözü sahibine bırakalım…

Söze sizi tanıyarak başlayalım?

1987 yılında Darende’nin Yazıköy Köyünde dünyaya geldim. 1991 yılında babamın işi nedeniyle Ankara’ya taşındık. İlkokul, lise ve üniversite eğitimlerimi Ankara’da tamamladım. Ankara Üniversitesi Başkent Meslek Yüksek Okulu’ndan mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümünü bitirdim.

  • Her yaz, ya da her fırsat bulduğumda köyüme gider Darende’de ve Yazıköy’de yaşayan amcalarımı, dedemi ve akrabalarımı ziyaret ederim.
  • Paraşüt ve uçmaya olan merakınız ne zaman ve nasıl başladı?
  • Gerçekleştirmek istediğim tek hayalim, savaş pilotu olmaktı ve bu hayalimi gerçekleştirmek için sınavlarına girdim, ancak sınavlarından yeterli puan alamayınca başarısız oldum.
You might be interested:  Hem gezelim hem yiyelim diyenlere Özel yemek müzeleri

Lisede Milli Güvenlik dersimize gelen havacı Binbaşı hocamın Türk Hava Kurumuna yönlendirip Paraşüt, Planör, Yamaç Paraşütü ve daha birçok ücretsiz kursları önerdi. Ben de okul çıkışı hemen Türk Hava Kurumu Genel Merkezi’ne gittim ve gerekli bilgileri alarak, uçakla iç içe, uçmaya en yakın ve adrenali en yüksek olan paraşütü seçmeye karar verdim.

2005 yılında askeri hava indirme paraşütü olan T-10 B yuvarlak kubbe olan, paraşüt tipiyle 450 metreden 1 atlayış yaparak hem havacılığa hem de paraşütçülüğe ilk adımımı attım. Sonrasında, kelimelerle ifade edemeyeceğim duygular oluştu ve ben o gün atlayış yaptıktan sonra bu işin peşini bırakamayacağımı ve devam ettirmem gerektiğimi biliyordum.

Nasıl bir eğitim sürecinden geçtiniz?

2008 yılında ‘Tekamül Kursu’ olarak adlandırılan bir üst seviye için başvuru yaptım ve başvurum kabul edildi. 3 aylık eğitim ve atlayışlar için kampa çağrıldım. Bu sefer ki atlayış yapacağım paraşüt ise kanat tipi olarak adlandırılan Drakkar öğrenci paraşütüydü.

1,5 haftalık yer eğitimlerimi tamamladıktan sonra 1200 metreden statik dediğimiz yani otomatik açılan sistemle atlamaya başladım.

Ta ki uçaktan atlatıcı sorumlu öğretmene fiziksel olarak; “Siz beni uçaktan serbest sistemle atlattığınız takdirde ben kendi paraşütümü açabilirim” dediğimde, öğretmenlerim de kanaat getirdikten sonra 1200 metreden serbest atlatmaya karar verdiler. Atladıktan sonra artık kendi paraşütümü açabilir hale geldim yani bende bir serbest paraşütçü oldum.

Daha sonra 1200 metreden yüksek irtifalara çıkmaya başladım ve uluslararası lisans alabilmem için havada yapmam gereken bir takım hareketler vardı serbest düşüşteyken sağdan ve soldan 360 derecelik dönüşler, öne ve geriye doğru lup dediğimiz taklaları da yaptıktan sonra FAI –A (Uluslararası Havacılık Federasyonu) Lisansımı aldım. 

Bu alandaki eğitimlerinizi sürdürdünüz mü?

Her sene yaz tatillerinde paraşüt kampına katılarak paraşütçülüğüme devam ettim ve “FAI-C” lisansımı da aldım. Artık Türk Hava Kurumu’nda Paraşüt Okulu Öğretmen kadrosuna Haziran 2011’de başladım ve artık kendimi paraşütçülük konusunda sürekli yetiştirip geliştirerek havacılığa gönül vermiş gençlere daha faydalı bir paraşütçü olarak devam etmek istiyorum.

  1. Ne kadar süredir yapıyorsunuz?
  2. Paraşütçülükte 5 senem oldu ve yaklaşık 365 tane serbest atlayışım bulunmaktadır.
  3. Darende bölgesinde uçma ve atlama yapmayı düşünüyor musunuz?

Türk Hava Kurumu tüm Türkiye’nin hemen hemen 300 farklı yerlerine ücretsiz gösteri planlayarak atlayışlar yaptırtmaktadır.

Türk Hava Kurumu’na gösteri atlayışı talebinde bulunup ve gerekli resmi yazışmalar yapılarak ücretsiz gösteri atlayışı planlanıp kendi uçağımızla gelip atlayış yapabiliriz.

Ben de Darendeli bir paraşütçü olarak büyük bir zevkle memleketimde gösteri atlayışı yaparım. Benim için de çok büyük bir onur ve mutluluk kaynağı olacaktır.

Paraşütle atlama nasıl bir his?

Paraşütçülük öyle bir tutkudur ki, 12 bin feetten (yaklaşık 4 bin metre) atlayıp yaklaşık 55 saniye boyunca paraşütünü açmadan saatte 280 km hızla düşüş yaptıktan sonra paraşütünü açmak inanılmaz bir duygudur.

Serbest düşüş heyecanını bir kez yaşadıysan ve o heyecanın tadını aldıysan bir daha bırakman mümkün değildir, tıpkı hastası olduğun bir bağımlılık gibidir ve o heyecanını tekrar tekrar yaşamazsan içinde ki kurt seni yer bitirir.

İnsanları kötü alışkanlıklardan uzak tutar, insanlara sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı, bütünlük ve beraberliği, disiplini, reflekslerin kuvvetlenmesini, hızlı ve doğru karar vermeyi kalıcı olarak kazandırır ve öğretir.

  • Uçmak, bağımlılık mı yapıyor?
  • Paraşütçülük çok güzel alışkanlıklar kazandıran bir spordur, kişi kaç yaşında ve yaşantısı ne olursa olsun muhakkak güzel şeyler kazanıp öyle ayrılmıştır ve uygun bir zaman da karşısına bu güzellikler muhakkak çıkacaktır.
  • Bir gün, paraşüt kampına gelen öğrencilerden birinin velisi, okulu telefonla arayarak, “Siz benim çocuğuma ne yaptınız” diye sormuş, buna karşılık hocamız: “Ne yapmışız ki hanımefendi sizin çocuğunuza” deyince telefondaki bayan: “Benim oğlum, düzenli yemek yemez, ders çalışmaz, odasını düzenlemez, yatağını toplamazdı sizin kampınızdan geldikten sonra, yemeğini düzenli olarak yiyor, derslerine çalışıyor, odasını ve yatağını topluyor” demiş.
  • Yaşadığınız ilginç anılar var mı?

Gösteri atlayışında Türk Bayrağı açtığım bir gün, 4 bin feetten uçaktan atladıktan 10 saniye sonra paraşütümü açtım ve yere yaklaşık 500 metre kala Türk bayrağını açtım.

Aşağıdan Türk Bayrağını gören halkın o çığlık ve ıslıkla karşılaması, arkamdan Türk Bayrağının dalgalanarak gelmesi ve dalgalanırken çıkardığı o ses beni çok etkilemiş ve duygulandırmıştı.

Her atlayışımda yerden metrelerce yüksekte Türk Bayrağının dalgalanmasını sağlamak ve bu güzel görevi başarıyla yerine getirmek istemişimdir ve bu tür atlayışlar benim için çok özel atlayışlar olmuştur.

Kaza atlattınız mı?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *