Madridde görülmesi gereken yerler

Madrid , geceleri, tarihi yerleri ve lezzetli mutfağı ile tanınan enerjik bir şehirdir. İspanya’nın başkenti olarak burada, keşfetmek için haftalarca harcayabileceğiniz çok sayıda tarih ve sanat var.

Aynı zamanda güzel mimariyle de göze hitap ediyor. Bu metropolde görülecek ve yapılacak sonsuz sayıda aktivite ve tur var.

Küçük sokakların gizli restoran ve barları ortaya çıkardığı ve yerlilerin gecelerine geç başlayıp sabah erken gitmeyi sevdikleri inanılmaz bir yer.

Gezinizden en iyi şekilde yararlanmanıza yardımcı olmak için, müzelerden yemek turlarına, kültürel deneyimlere ve daha fazlasına kadar en gözde yerleri sizler için listeledik..

1- Deniz Müzesi’ni ziyaret edin

madridde görülmesi gereken yerler

Museo Naval de Madrid, İspanya’nın tarihi deniz yetenekleri ve başarılarının tarihini vurguluyor. 15. yüzyıldan günümüze kadar gemiler, savaşlar ve koloniler ve bunların hepsinin bir dünya gücü olarak İspanya ile nasıl ilişkili olduğu hakkında bilgi içerir. Müzede her türlü harita ve çizimin yanı sıra silahlar ve navigasyon ekipmanı var. Aynı zamanda 1500 yılında yapılmış olan Amerika’nın en eski haritasını da barındırıyor. (Başarısız olan) İspanyol Armadası hakkında da oldukça anlayışlı bulduğum ayrıntılı bir bölüm var.

2- Madrid Katedrali’ni Görün

madridde görülmesi gereken yerler

1993’te açılan ve tamamlanması yüz yıldan fazla süren Catedral de la Almudena, Madrid’deki ana katedral. Gotik Uyanış tarzında inşa edilmiş, şehre bakan bazı güzel manzaralar sunmaktadır. Giriş ücretsizdir, ancak bağış kabul ediliyor. Burası aynı zamanda bir ibadet yeri olduğu için saygıyı hakediyor.

3- Plaza Mayor’da Rahatlayın

madridde görülmesi gereken yerler

Onbeşinci yüzyıla kadar uzanan bu meydan, Madrid’in kalbidir. Yerliler ve turistler için bir araya gelmek, yemek yemek ve alışveriş yapmak için popüler bir yer. Bu günlerde biraz pahalı, ancak bazı güzel insanları izliyor ve ayrıca yaz aylarında genellikle etkinlikler ve konserler de var.

4- Mercado de San Miguel’de Dolaşın

madridde görülmesi gereken yerler

Bu devasa kapalı pazar 1916’da açıldı. Sonunda bakıma muhtaç hale geldi, ancak son zamanlarda harika restoranlar ve yemek tezgahlarıyla yeniden canlandırıldı. Uygun fiyatlı tapas ve içecekler bulabileceğiniz çok sayıda restoran ve tezgah var. İş sonrası kalabalık arasında çok popüler.

5- Monasterio de las Descalzas Reales’i Görün

madridde görülmesi gereken yerler

Onaltıncı yüzyılda inşa edilen Las Descalzas Reales Manastırı (“Çıplak Ayaklı Kraliyet Manastırı” anlamına gelir), İmparator V. Charles ve Portekiz İmparatoriçesi Isabel’in eski sarayıydı. Bekar soylu kadınlar, daha önce biriktirdikleri serveti yanlarında getirerek burada rahibe olarak ikamet etmeye davet edildi. Bugün, İsa’nın çarmıhının (iddia edilen) parçalarının yanı sıra Aziz Sebastian’ın kemiklerini içeren araziye ve kalıntılarına bakan birkaç rahibeye ev sahipliği yapıyor.

6- Kraliyet Sarayı’nı Ziyaret Etmelisiniz

madridde görülmesi gereken yerler

Sarayın yapımı 1735’te başladı ve 1930’lara kadar İspanya’nın hükümdarlarına ev sahipliği yapıyordu; şimdi sadece resmi devlet işlevleri için kullanılıyor. Tarihi binaları ve alanları hem rehberli hem de kendi rehberli turlarla keşfedebilirsiniz. Sarayın 3.400’den fazla odası var ve 1.4 milyon metrekarelik devasa bir alanı kaplıyor. İç mekan, devasa tonozlu tavanlar, resimler, duvar resimleri ve karmaşık ahşap oymalarla cömertçe dekore edilmiştir.

7- Kraliyet Botanik Bahçesi’nde Dolaşın

madridde görülmesi gereken yerler

1755 yılında kurulan bu park göllere, labirentlere, meydanlara, çeşmelere ve birçok çiçeğe ev sahipliği yapmaktadır. Burada yaklaşık 90.000 bitki ve 1.500’den fazla ağaç, seralar, heykeller ve bazı tertemiz bahçeler var. İnanılmaz derecede güzel ve dingin.

8- Reina Sofia Müzesi’ni keşfedin

madridde görülmesi gereken yerler

Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia, ülkenin 20. yüzyıldan kalma ulusal sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Pablo Picasso’nun birçok eseri (“Guérnica” dahil) ve Miró, Kandinsky, Dalí ve Bacon’un eserleri vardır. Kraliçe Sofia’nın adını taşıyan müze, tüm dünyada en çok ziyaret edilen dokuzuncu sanat müzesidir! pazartesi, çarşamba ve cumartesi günleri 19: 00-21: 00 arası ücretsizdir.

9- El Retiro Park’ta rahatlayın

madridde görülmesi gereken yerler

350 dönümlük alanı kaplayan burası Madrid’in ana parkıdır. Güzel bir günde dinlenmek ve dinlenmek için mükemmel bir yerdir. Kayık kiralayabileceğiniz küçük bir göl bile var. Piknikler için tonlarca yeşil alan, yürüyüş yolları ve 2004’teki Madrid terörist bombalamalarının kurbanları için bir anıt var. Ünlü Crystal Palace (tamamen camdan yapılmıştır), dönen bir sanat koleksiyonuna da sahiptir.

10- Prado Müzesi’ni ziyaret edin

madridde görülmesi gereken yerler

Museo Nacional del Prado, dünyanın en çok ziyaret edilen üçüncü müzesidir. 1819’da açılan, El Greco, Velázquez ve Goya gibi İspanyol sanatçıların yaklaşık 20.000 eseri; Rubens, van Dyck ve Brueghel dahil Flaman ve Hollandalı sanatçılar; Botticelli, Tintoretto, Titian, Caravaggio ve Veronese gibi İtalyan ustaları; ve Dürer, Cranach ve Baldung Grien gibi Alman sanatçılar. Bu yeri ziyaret etmek zorundasınız! ücretsiz giriş Pazartesi-Cumartesi 17:00 – 20:00 ve Pazar günleri 17:00 – 19:00 arası mevcuttur.

11- Flamenko Öğrenin

Flamenko, İspanya kökenli geleneksel bir dans tarzıdır . Karmaşık ayak hareketleri ve el hareketleriyle bilinen canlı, etkileyici bir tarz. Bir ders almak istiyorsanız, Madrid’in temelleri öğrenebileceğiniz birkaç uygun fiyatlı dersi vardır:

  • Amor de Dios
  • El Patio
  • Madrid Dans Dersleri
You might be interested:  Schengen vizesi ne kadar zamanda Çıkar

Sadece bir performans sergilemeyi tercih ediyorsanız, incelemeye değer bazı mekanlar şunlardır:

  • Corral de la Morería
  • Torres Bermejas
  • Café de Chinitas

12- Bir Futbol Maçı İzleyin

İspanyollar futbola bayılıyor. Başkentin ev takımı olan Real Madrid, dünyanın en ünlü takımlarından biridir. 81.000’den fazla kişi kapasiteli Santiago Bernabéu Stadyumu’nda oynuyorlar. Buradaki oyunlar süper popüler ve hayranlar onları oldukça ciddiye alıyor. Ziyaretiniz sırasında oynuyorlarsa, bir oyun izlediğinizden emin olun. Harika bir deneyim!

13- Museo de la Historia de Madrid’i keşfedin

Madrid Tarih Müzesi, kentin 16. yüzyıldan (başkent olduğu zaman) I.Dünya Savaşı’na kadar olan evrimini kapsar. 1929’da açılan müze, çağlar boyunca günlük yaşamı vurgulamaktadır. Size Madrid hakkında çok daha nüanslı bir anlayış kazandıracak çok sayıda eser, harita, resim ve heykel var.

14- Plaza de Cibeles

Kent merkezi ile Salamanca ve Retiro semtlerinin kesiştiği noktada yer alan Plaza de Cibeles, Neo-Klasik mimarinin kentteki en başarılı örnekleri olarak gösterilen Kibele Sarayı, İspanya Merkez Bankası Binası ve Linares Sarayı ile çevrelenmiş.

Meydana bakan binalar arasında ayrıca ordunun hizmetinde olan Buenavista Sarayı bulunuyor. Alanın görkemini ise ortasına 1895 yılında yerleştirilen ve Madrid Meydanı olan isminin değişmesine neden olan Kibele Çeşmesi arttırıyor.

Üzerinde Tanrıça Kibele’yi tasvir eden bir figürün bulunduğu çeşmedeki iki aslan, mitolojik karakterler Hippomenes ve Atalanta’yı sembolize ediyor.

15- Debod Tapınağı’nı ziyaret edin

Debod Tapınağı, MÖ 2. yüzyıla kadar uzanan bir Mısır tapınağıdır.

Başlangıçta Yukarı Mısır’da Aswan yakınlarında bulunan bina, 1968’de Mısır hükümeti tarafından Aswan Barajı alanındaki anıtların taşınmasına yardım ettiği için sökülmüş ve İspanya’ya hediye olarak verilmiştir.

Tapınak şimdi Madrid’in Cuartel de la Montaña Parkı’nda bulunabilir. Tapınağın içi sınırsız olsa da, yine de dışarıda da yürüyebilirsiniz.

16- Plaza de Toros de Las Ventas

Kent merkezinin doğusundaki Salamanca Bölgesi’nde 1931 yılında inşa edilen Plaza de Toros de Las Ventas, ülkede popüler Corrida (boğa güreşi) kültürü hakkında birbirinden değerli bilgiler barındırıyor.

Yapımında Neo-Mudéjar mimari tarzının benimsendiği ve üstü el yapımı kiremitlerle kapatılan Las Ventas Arenası, müsabakalar sırasında 27 sıra Tendidos’u (oturma yeri) aracılığyla 23.798 kişiyi ağırlayabiliyor.

Yapıda güreşlere ayrılan alanlar dışında Las Ventas’ın tarihini anlatan boğa güreşi temalı bir müze ile Meksika ve Madrid’in koruyucu azizlerine adanmış bir şapel bulunuyor.

17- Casa de Campo

1,722 hektarlık alanı içerisinde eğlence parkı, hayvanat bahçesi gibi bölümler bulunan Casa de Campo, cumhuriyetin ikinci kez ilan edilmesinin ardından 1931’de halka açılana kadar kraliyet ailesi tarafından avcılık ve tarım faaliyetleri için kullanılmış.

Günümüzde kentin en önemli yeşil alanlarından biri olarak gösterilen şehir merkezi yakınındaki park, yerel halk tarafından dinlenmek ve eğlenmek için sıkça ziyaret ediliyor.

Sivil savaş döneminde çok sert çatışmaların yaşandığı ve bombardımanlar sonrasında yıkılan tarihi binalar yerine askeri yapıların inşa edildiği alanda zaman geçirirken Venta de Batán’a giderseniz, Las Ventas’taki karşılaşmalarda kullanılan boğaları görebilirsiniz.

18- Atocha Tren İstasyonu

1851’de Madrid’i Aranjuez’e bağlayan hattın açılmasının ardından ahşaptan bir platform olarak inşa edilen ve 1865 ile 1982 yıllarında genişletilen istasyonun en ilgi çekici kısmıysa 400 farklı türden 7.

000’in üzerinde bitki türüne ev sahipliği yapan botanik bahçe oluşturuyor.

Madrid’in ana tren garı konumundaki yapının yeni terminal binası Barselona, Sevilla, Malaga gibi kentlere ulaşım sağlayan yüksek hızlı tren seferleri için kullanılırken, eski terminal banliyölere işleyen demir yolu araçlarını ağırlıyor..

19- Plaza de Espana

Zengin bitki örtüsü ile dikkat çeken Plaza de Espana, kent merkezindeki 2,7 hektarlık alanı kaplıyor.

Julián ve José María Otamendi Machimbarrena kardeşlerin eseri olan ihtişamlı Madrid Tower ile Edificio España’ya komşu olan meydan üzerinden Gran Via, Princesa, Cuesta de San Vicente caddelerine gidilebiliyor.

Bu nedenle yıl boyunca kalabalık olan alanın ortasındaki havuzun başındaysa gezginleri Cervantes’e adanan Don Kişot ve Sanço Panza Heykeli karşılıyor.

20- Real Basílica de San Francisco el Grande

Sahip olduğu Zurbarán ve Goya tabloları sayesinde iç kısmının ihtişamı daha da artan Real Basilica de San Francisco el Grande, 1761’de Francisco de las Cabezas tarafından inşa edilmeye başlanmış.

Orta Çağ’da manastır olarak kullanılan eski bir dini yapının yerinde yükselen bazilikanın kubbesini tamamlamak içinse Antonio Polo görevlendirilmiş. Latin Bölgesi’nde yer alan Neo-Klasik stilli dini yapıyı tamamlayansa 1784’te Francisco Sabatini olmuş.

Madrid seyir defterinize mutlaka eklemelisiniz..

vipmekan.com

DünyaİspanyaTatil ve Seyahat

Madrid Gezilecek Yerler | İspanya

madridde görülmesi gereken yerler

Madrid’e gelecek olan yolcuların dikkatine, gezimiz başlamak üzeredir. Lütfen yol boyunca size eşlik edecek olan önünüzdeki planı takip ediniz, çantalarınızın ve fotoğraf makinelerinizin emniyet kemerini güvenli olarak bağladığınızdan emin olunuz. Emniyet kemerinizi bağlamak için plastik tokayı yuvaya oturtunuz. Bu gezi planımızda 17 başlık altında planlanan 19 farklı nokta bulunmaktadır. Bu 19 farklı noktayı içeren haritayı “Gezi Planı” adlı bölümün en altında bulabilirsiniz. Dikkatiniz için teşekkür eder, iyi yolculuklar dileriz.

Kendisi gezimizin başlangıç noktası ve şehrin en ünlü meydanıdır. Günün her saati dolu olan bu meydan günümüzde birçok sosyal, sanatsal ve politik etkinlere ev sahipliği yapmaktadır. Halk tarafından kendi sesini duyurabilme amacıyla da kullanılabilen bu yer, aynı zamanda birçok kişinin herhangi bir etkinlik öncesi buluşma noktasıdır.

You might be interested:  Dam meydanı

Akşam saatlerinde artan yoğunluk ile birlikte dans gösterisi yapan, paten kayan, müzik söyleyen, resim çizen ve sokak performansı sergileyen insanlar bu meydanı doldurmakta ve daha eğlenceli hale getirmektedir.

  • Estatua del Oso y el Madroño: Eskiden Madrid’in çevresindeki ormanlarda bolca görülen ayı ve kocayemiş ağacı Madrid’in simgesi haline gelmiş ve daha sonra “Puerta del Sol” meydanında heykeli yaptırılmıştır.
  • Real Casa de Correos: Bu meydandaki en eski bina olma özelliğine sahip kraliyet postanesi her yeni yıl arifesinde insanların önünde toplanmasına şahitlik etmiştir. 31 Aralık tarihinde yeni yıla geri sayım başladığında binanın tarettesinde yer alan saat 12 defa vuruş yapar. Her bir vuruş şanslı bir 12 ay içindir ve bu 12 ay için 12 üzüm tanesi yenir. 1962’den beri gerçekleştirilen bu ritüel insanların yeni yıla mutlu ve huzurlu girmesi için bir başlangıçtır.
  • Placa del Kilómetro Cero: “Casa de Correos”un önünde yer alan bu levha İspanya’nın merkezini simgelemektedir.
  • Estatua Ecuestre de Carlos III: 1759-1788 yılları arasında İspanya Kralı olarak hükümdarlık yapan 3. Carlos’un atlı heykelidir.

“Puerta del Sol” meydanında incelediğimiz yapıtlardan sonra “Teatro Real” adlı Opera Binasına gitmek için çiçekli Endülüs balkonlarının yer aldığı “Calle del Arenal” sokağına giriş yapıyoruz.

Bu sokak sağlı sollu küçük butik dükkânlardan, önüne oturup kahvenizi içebileceğiniz neşeli kafe alanlarından, restoranlardan ve hediyelik eşya mağazalarından oluşmaktadır. Sokağın sonuna doğru karşılaşacağınız Opera binası ile önündeki küçük meydan fotoğraflık bir kare olacaktır.

  • Teatro Real: Kral Ferdinand VII tarafından kurulan Opera binasını isterseniz sesli rehber eşliğinde veya rehbersiz bir şekilde ziyaret edebilirsiniz. Bu zarif binanın çeşitli salonlarını ve odalarını keşfedebilir ayrıca görkemli sahnesine şahitlik edebilirsiniz.

Tarihten bu yana halk tarafından bir pazar yeri olarak kullanılan aynı zamanda boğa güreşi veya futbol maçları gibi etkinlerin yapıldığı, İspanyol Engizisyonu döneminde ise halka açık yargılanmaların ve idamların gerçekleştiği yer olan bu meydan 1598-1621 yılları arasında İspanya Kralı olarak hükümdarlık yapan 3. Felipe tarafından yaptırılmıştır.

“Plaza Mayor” çevrisinde barındırdığı geleneksel tip kafeler, restoranlar ve aksam saatlerinde yer alan performans sanatçıları ile günümüzde Madrid şehrinin en önemli turistik noktalarından birisi haline gelmiştir. Binaların kemeraltında bulunan bu kafe ve restoranlarda Madrid’e has yemekler yiyebilir veya kahvenizi yudumlayarak canlı tarihe göz atabilirsiniz.

  • Estatua de Felipe III:1598-1621 yılları arasında İspanya Kralı olarak hükümdarlık yapan 3. Felipe’nin atlı heykelidir.
  • Casa de la Panaderia: Başlangıçta Madrid’deki ana fırın görevini gören daha sonraları ise belediye kütüphanesi olan, günümüzde ise Madrid turizm merkezi olarak bilinen binadır.

“Plaza Mayor” meydanından sonra yolumuz, 1916 yılında açılan ve daha sonra 2003 yılında restore edilen Madrid’in tarihi kapalı gıda pazarına düşüyor.

Yıllık olarak 10 milyondan fazla ziyaretçi alan bu kapalı pazar, İspanyol mutfağı basta olmak birçok dünya mutfağından ülkelerin kendine has yiyeceklerini gözler önüne seriyor.

Sahip olduğu deniz mahsulleri, özel peynirleri, kaliteli şarapları, lezzetli jambonları, farklı çeşit atıştırmalık Tapasları ile bir bar tipini andıran bu pazar yol üzeri atıştırmalık ve dinlenmelik noktanız olabilir.

17. yüzyılda önemli insanların kaldığı bu meydan, Madrid tarzı Barok mimarisinin harika bir şekilde korunmuş örneğidir.

Meydana girdikten sonra arka sokaklarına doğru yönelirseniz, buranın büyüsüne kapılıp kendinizi orta çağ dönemine ait masallarda gibi hissedebilirsiniz.

Dükkânların ve insan topluluklarının bulunmadığı, ayrıca araç girişine kapalı olan bu yerin masalsı görüntüsü fotoğraflık bir kare ve unutulmaz bir an olacaktır.

Eski bir caminin üzerine inşa edilen ve Meryem Ana’ya adanmış olan Almudena Roma Katolik Katedrali, adını “tahıl deposu” anlamına gelen Arapça “Al-mudy” kelimesinden almıştır. 1993 yılında Papa II.

Jean Paul tarafından kutsanarak resmen açılan bu katedral, Madrid başpiskoposluğunun yönetim merkezidir. Dış tasarım Neo-klasik, iç tasarım ise Neo-Gotik’tir.

Müze ile birlikte gezebileceğiniz bir terası bulunan bu yapı sahip olduğu sanatsal ve dini içerikleri ile birçok turisti kendisine çekmektedir.

135.000 m² ve 3418 odadan oluşan bu yapı Avrupa’daki en büyük kraliyet sarayı olma özelliğini taşımaktadır. 18. yüzyılda Kral V. Felipe’nin isteği ile İspanya Hükümdarlığının bir göstergesi olarak Barok Mimari tasarımı ve Klasisizm estetiği ile inşa edilen bu yapı tarihsel ve sanatsal anlamda birçok değere ev sahipliği yapmaktadır.

“Palacio Real de Madrid”den sonraki noktamız “Templo de Debod” adlı Mısır tapınağıdır.

“Plaza de España”nın yanında ve “Parque del Oeste” adlı ormanlık parkın içerisinde yer alan bu tapınak, 1960 yılında Mısırda Aswan Barajı’nın yeniden yapılandırılması sırasında zarar görmeye başlayan anıtlardan ve arkeolojik sitlerden birisiydi.

UNESCO’nun bu görkemli tarihi yapıları koruma altına alma çabası sonucu Madrid’e gönderilen tapınak 20 Temmuz 1972’de halka açılmıştır. Bu tapınağı ziyaret etmeniz için önerebileceğimiz en uygun zaman gün doğumu, gün batımıdır.

Gece ışıklandırmasıyla birlikte çekilen fotoğraf kareleri galerinizde renkli bir ambiyans yaratacaktır. Ayrıca isterseniz tapınağın içini ücretsiz bir şekilde ziyaret edebilir duvarlardaki hiyeroglif yazıları, antik heykelleri görebilir ve Mısır’ın mitolojisi hakkında bilgiler edinebilirsiniz.

2 meydan arası 1 büyük caddeden oluşan bu güzergâh Mısır Tapınağı sonrası listemizde 9. sırada yer alıyor.

Yürüyerek gezmenizi önerdiğim bu üç noktanın başlangıcı “Plaza de España”, sahip olduğu “Jardines de la Plaza de España” adlı bahçe, içerisindeki 3 önemli heykel ve onun dışında yer alan 2 gökdelen ile Madrid’in ana merkezlerinden biridir.

“Torre de Madrid” ve “Edificio España” adlı gökdelenlerin önünde bulunan bahçede, Modern Avrupa’nın ilk romanı olarak kabul edilen Don Kişot’un yazarı Miguel de Cervantes Saavedra, o kitapta 2 ana karakter olarak rol oynayan Don Kişot ve onun seyisi Sancho Panza’nun heykelleri yer almaktadır.

You might be interested:  İstanbulda ramazan bayramı İçin 10 adres

Bu nokta ile bağlantılı olan “Gran Via” adlı cadde ise İspanya’nın en ünlü caddesidir.

Konaklama başlığı altında “Sol” metni içerisinde bahsettiğim bu cadde, tarihi binaları, gösteri merkezleri, İspanyol restoranları ve ünlü mağazaları ile Paris’in Champs-Élysées’si, Sankt-Peterburg’un Nevsky Prospect’i ve New York’un Broadway’i gibidir. Sürekli canlı olan bu cadde Madrid gece hayatı için vazgeçilmezlerdendir.

“Plaza del Callao” ise “Gran Via” caddesi üzerinde “Puerta del Sol” meydanı ile ana bağlantıyı kuran küçük bir meydandır. Burada daha çok önemli markaların reklam amaçlı kullandığı dev ekranlar göze çarpacaktır. Küçük kafelerin bulunduğu bu meydanı yol üzerinde bir dinlenme noktası olarak belirleyebilirsiniz.

Madrid’in sembolü haline gelmiş olan “Palacio de Cibeles” adlı bu meydan “Gran Via” adlı cadde üzerinden ulaşılabilmektedir. Neo-Klasik mimariye sıkça rastladığımız bu meydanda 2 önemli yapı bulunmaktadır;

  • “Palacio de Cibeles” olarak adlandırılan ve eskiden İspanya Posta Servisi’nin merkezi olarak kullanılan bu bina 1919 da inşa edilmiştir. Çatı katında yer alan kokteyl bar ile sahip olduğu manzara birçok turistin dikkatini çekmektedir.
  • 1782 yılında Ventura Rodríguez tarafından yapılan “Fuente de Cibeles” adlı çeşme ise üzerinde Tanrıça Cibeles’i taşıyan araç ve aracı çeken 2 aslandan oluşur. 2 aslanın simgelediği mitolojik karakterler Atalanta ve Hippomenes’tir.

Aynı zamanda Real Madrid futbol takımının kazandığı maçlar veya kupalar sonrası halk ile birlikte futbolcuların bu olayı kutladığı yerdir “Plaza de Cibeles”. Burada geçmişinize dair bir anı bırakmak ve Madrid’e geldim diyebilmek için caddenin sonundan “Palacio de Cibeles” adlı binayı ve “Fuente de Cibeles” adlı çeşmeyi gören bir açı ile fotoğraf çekinebilirsiniz.

Madrid şehrine erişim sağlayan beş antik kraliyet kapısından biri olan “Puerta de Alcalá”, neo-klasik mimariye sahip bir zafer takı olarak 1778 yılında İtalyan mimar Francesco Sabatini tarafından inşa edilmiştir. İlk zamanlar Fransa’dan ve Aragon’dan gelen yolculara bu kapıdan geçiş izni varken günümüzde birçok turistin “Parque del Retiro” öncesi veya sonrası fotoğrafını çektiği bir anıt haline gelmiştir.

Evet, artık kalabalığın içerisinden sıyrılmanın ve biraz kafa dinlemenin vakti geldi sanırım. “Puerta de Alcalá”nın hemen yanında yer alan, 17. yüzyılda Felipe IV tarafından soylulara adanan ve 19. yüzyılın sonlarına kadar İspanyol monarşisine ait olan “Parque del Retiro” adlı parka doğru yol alıyoruz.

Bu park içerisinde barındırdığı anıtlar, çeşmeler, galeriler, bahçeler, yürüyüş alanları, heykeller, botanik yollar, göller, eşsiz ağaçlar ve yaban hayatı ile Madridlilerin vazgeçilmez noktalarındandır. Havaların iyi olduğu günlerde parkta spor yapan, gazetesini okuyan, kukla oynatan, müzik çalan ve tekne ile gole açılan birçok insan görebilirsiniz.

Bu neşeli ortamda size önerimiz şehrin gürültüsünü unutup mavi gökyüzüne bakmanız ve biraz “siesta” yapmanızdır.

2008 yılında İsviçreli mimarlar tarafından Dekonstrüktivizm mimari tasarımında oluşturulan ve binanın yan yüzünde bulunan dikey bahçesi ile dikkatleri üzerine çeken bu yapı genellikle geçici sergilere adanmış sosyo-kültürel bir merkez olmak üzere içerisinde antik, modern ve çağdaş sanata, müzik ve şiir festivallerine, güncel tartışmalara ve sosyal etkinliklere yer verir. Gezi planınız içerisinde sanatsal bir aktivite de yapalım diye düşünüyorsanız burası sizin için ideal bir nokta olabilir.

Dünyanın en büyük ve en önemli İspanyol resim sanatı koleksiyonuna sahip olan, Juan de Villanueva tarafından tasarlanan ve 1819 yılında açılan Prado Müzesi ilk başlarda bir bilim evi olarak düşünülmüş daha sonra ise süvari kışlası olarak kullanılmıştır.

En sonunda müze olmasında karar kılınan bu bina tablo, heykel, oyma baskı ve çizim gibi on altıncı ila yirminci yüzyıl arası birçok sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır.

Velázquez, El Greco, Rubens, Bosch, Goya, Rembrandt, Dürer, Titian, Murillo, gibi dünyaca ünlü ressamların şaheserlerini içeren bu müzeyi eğer bir sanat tutkunu iseniz kesinlikle öneririz.

Şehrin “Letras” semtinde yer alan bu meydan İspanya’nın en önemli yazarlarından birisi olan “Pedro Calderón de la Barca” ile ünlü şair Federico García Lorca’un heykellerini içerisinde barındırır.

Farklı tarzda kafeleri, restoranları, “Tapas” barları, sahip olduğu eğlenceli ortamı, mimarisi ve enerjisi ile insani gerçekten mutlu eden bir dinlenme noktasıdır.

Baş döndürücü sanatsal koleksiyonlara sahip olan “Museo del Prado” adlı müzeden sonra burası size ilaç gibi gelecektir.

Dünyadaki en büyük üçüncü boğa güreşi alanına sahip olan bu ring “Salamanca” bölgesinin doğusunda yer almaktadır.

1931 yılında inşa edilen ve yapımında Neo-Mudéjar mimari tarzının kullanıldığı “Plaza de Toros de Las Ventas”, birçok turist tarafından ilgi görmekte ve etkinlikleri ile şehir içinde ön plana çıkmaktadır.

Her ne kadar hayvanlara karşı yapılan bu eziyeti kınasak da ilgi gösterenler şehir merkezinden uzakta olması sebebiyle herhangi bir ulaşım aracı kullanması gerektiğini unutmamalıdır.

Gelelim gezimizin son noktasına. İsmini, bir zamanlar futbolcu olan daha sonraları “Real Madrid” futbol kulübünün başkanlığını yapan Santiago Bernabéu Yeste’den alan bu stat 1947’de açılmıştır ve günümüzde “Castellana” adlı semtte bulunmaktadır.

Efsanelere tanıklık eden ve tarih sayfalarında kendine yer bulan bu stat birçok turist tarafından ziyaret edilmektedir. 25 € karşılığında, kupalar ve ödüller ile dolu olan müzesini gezebilir daha sonra soyunma odasını ziyaret edebilir ve sahaya inip yedek koltuklarına oturabilirsiniz.

Eğer gerçek bir futbol tutkunuysanız burası sizin için masallar diyarı olabilir.

¡! 16 ve 17. Maddeleri şehir merkezlerinden uzakta olması sebebiyle listenin sonuna aldık. Bu iki noktaya şehir merkezinden herhangi bir ulaşım aracı ile gidebilirsiniz ¡!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *